PERESTROIKA 2. 6 yıl sonra, AB Beslan çocuklarının Putin'in FSB terörist çetesi tarafından öldürüldüklerini anladı

Parlamentosu başkanı Jerzy Buzek Beslan trajedisinde ki kurbanların ailelerinin haklarını tam bir şekilde tanıması için Rus çetebaşı Medvedev'e bir mektup gönderebileceğini ve ayrıca 2004 Eylül ayının başında meydana gelen olaylar hakkında gerçekleri açığa çıkartmasını isteyeceğini de söyledi.

Buna ilaveten, Busek bir yazılı açıklama da Putin ve Medvedev'e sıkı bir öneri yaptı. Metin Avrupa Parlamentosu Başkanlığı resmi web sitesinde 3 Eylül tarihinde gönderildi.

Avrupa Parlamentosu web sitesinde ki açıklama da "Beslan'da bir okulda meydana gelen trajik olaylardan bu yana 6 yıl geçti.. Ve Avrupa Parlamentosu Kuzey Kafkasya bölgesini vuran şiddet konusunda büyük endişe duymaktadır. Barış ve güvenlik için gerekli koşullar hukuk kurallarına ve insan haklarına tam saygılı olmak durumundadır" diye belirtti.

Koordine bir adımda, "Beslan'ın Sesi" demokratik organizasyonu da ayrıca Medvedev'e bir mektup gönderdi. Mektup, bu FSB terörist saldırısının kurbanlarının statüleri üzerine sosyal bir yasa ve tarafsız bir soruşturma konusunda Putin'e yaptıkları başvurunun iki yıldır Putin tarafından ihmal edildiğini belirterek Putin'i suçladılar.

Bu arada, Avrupa Parlamentosu'nun 8 üyesinden oluşan bir delegasyon 1 Eylül günü Beslan'ı ziyaret etti. Beslan trajedesinin kurbanları ve insan hakları aktivistleri genellikle Putin'in yetkililerine karşı şikayetlerini Avrupa Parlamentosuna yaparlar. Vekiller Putin'in FSB Rusya çetesinin Rus teröristleri tarafından yapılan "çocuk temizliği"nin kurbanlarıyla buluştu.

Toplantıdan sonra, parlamenterler şöyle söyledi:

"Her ne kadar 6 yıldır Putin'in doğrularıyla ilgili Rus propagandası içeride ve dışarıda yayılmış olsa da 1-3 Eylül 2004 tarihinde Beslan'da yaşanan gerçekleri açığa çıkarmak önemlidir.

3 Eylül 2004'de oldukça düşük resmi verilere göre FSB'den Rus teröristlerin Beslan'da 186'sı çocuk 318 kişiyi öldürdüklerini hatırlamalıyız.

810'dan fazla kişi yaralandı. Buna ilaveten, oldukça fazla sayıda çocuğun belirli bir kanlı ritüel için Rus ordusu ve FSB tarafından kaçırıldığı ve organları için çocukların vücutlarının parçalandığıyla ilgili oldukça ciddi şüpheler de var.

Kavkaz Center

 

Mücahidler Kadırov'un köyüne yaptıkları baskında Kadırov'un birkaç yakın yardımcısını öldürdü

Mücahidler tarafından Rus kuklası Kadırov'un kalesi olan köyü Hosi-Yurt'a (Tsentoroy) yapılan baskın sırasında kuklaların verdiği zayiat ve kayıplar hakkında bazı detaylar netleşmeye başladı.

Rus kaynakları "Grozni Şehri İçişleri Departmanı" çetesi elebaşı zalim Tagirov'un Hosi-Yurt baskını sırasında ağır yaralandığını kabul etti.

Bununla birlikte KC haber kaynakları İçişleri Birlikleri çete başı Ruslan Alhanov, yardımcısı Roman Edilov, OMON (Özel Harekat Polis Birimi) çetesi elebaşı Alihan, Gudermes ilçesi kukla kaymakamı Vaha Nasuhanov, Kadırov'un parlamentosunda vekil Hasik Hizriyev vb..evlerinin Hosi-Yurt'a düzenlenen özel operasyon sırasında delik deşik edildiğini ve ateşe verildiğini bildirdi.

Çatışmayla ilgili tam veriler şu anda mevcut değildir. Bazı haberlere göre, köye giren ve operasyona katılan Mücahidler arasında bir şehadet takımı da bulunuyordu.

Hosi-Yurt halen güvenlik kordonu altında ve köyün giriş ve çıkışları kapatıldı.

Kadırov halen "köye giren bütün militanların öldürüldüğünü" ve operasyonu "bizzat kendisinin yönettiğini" iddia ediyor.

Yerel bir kukla TV kanalında olduğu gibi Rus TV'sine verdiği demecinde Kadırov, Mücahidlerin gelişlerine karşı önceden hazırlandıklarını ve "Mücahidlerin tamamını öldürmek için" Mücahidlerin özellikle köye girmelerine izin verdikleri hikâyesini anlatmayı sürdürüyor.

Kadırov'a yakın haber kaynaklarının gizli kalmak koşuyla verdikleri bilgilere göre Kadırov'un yakın akrabalarının Mücahid saldırısı sırasında öldürüldüğü biliniyor.

Nitekim, Çeçenleri yönelik kaçırma, cinayet ve işkenceleri nedeniyle Rusya tarafından ödüllendirilen Kadırov'dan sonra alay # 2nin komutanı Vahit Usmayev'in bir kuzeni (çağırma adı "Cihad") ve Kadırov'un kukla çetesinin komutanlarından Aslambek Elemhanov evinde öldürüldü.

Onu tanıyan insanlar onun oldukça kaba ve ilkesiz bir adam olduğunu söylüyor. Onun Rus işgalcilerinin yaptığı gibi, kendisi tarafından öldürülen insanların cesetlerini satarak para kazanmaya nasıl meyilli biri olduğunu söylüyor.

Aslambek Elemhanov'un adam kaçırmalar yoluyla edindiği evi, ona ait olan birkaç aracı Çeçen Mücahidler tarafından yakıldı. Ayrıca evde bulunan Kadırov'un kuklaları arasında sıradan birkaç kişi ve güvenlik görevlileri de öldürüldü.

Kadırov'un güvenlik korumalarından zalim Çuçhadjiyev'de ayrıca baskın sırasında kendi evinde öldürüldü. O yatağına uzanmış bir vaziyetteyken vurularak öldürüldü.

Bu eleman ek aktif adam kaçıranlardan biri olarak ve işkencenin efendisi olarak bilinirdi. Ayrıca öldürdüğü insanların cesetleriyle alay etmesiyle de tanınırdı.

Haybarh Hizriyev'in oğlu ve Hasik Hizriyev'in kuzeni de ayrıca öldürüldü. Bu kukla Kadırov'un en yakın adamlarından biriydi.

Hasik Hizriyev, elbette Kadırov'un izniyle, yasal sahiplerinden el koyduğu evler ve ticarethanelerle geçimini sağlıyordu.

Bu "işten" elde ettiği karın çoğu Kadırov'a veriliyordu. Sözde "güvenlik servisi"nin kurulmasından sonra, O lojistik, ticari ve mali faaliyetlerden sorumlu olmuştu.

Hizriyev, yasal sahiplerinden ele geçirdiği mülkiyet dışı illegal ödeneklerden bir servet biriktirdi. Ayrıca Gudermes şehrindeki otellerin sahibiydi.

İnfaz edilen Hizriyev adam kaçırma, işkence ve cinayetleriyle de bilinirdi. 2004 yılında kucağında 1 yaşındaki bebeği olduğu halde bir kadının kaçırılmasında yer almıştı. Kadının bebeğe bir şişe süt vermek istemesini geri çevirmesiyle meşhurdu.

Bunlar Hosi-Yurt'ta gerçekte olanların sadece küçük bir bölümüdür. Kadırov Mücahidlerin saklandığı inine karşı yaptığı baskın hakkında ki gerçeklerin Hosi-Yurt'un dışına sızmaması için mümkün olan her şeyi yapıyor.

Tek başına bu gerçekler bile Çeçen Mücahidlerin "hepsini ortadan kaldırmak için köye girişlerine izin verildiği" şeklindeki Kadırov'un açıklamasının şaşırmış kukla için saçma göründüğünü gösterir.

Ancak, her halükarda, Kadırov açıklamalarında ısrarcı olursa, o takdirde mantıksal olarak Elemhanov, Çuçhadjiyev ve Hizriyev'in uykusu sırasında "canlı bir yemle" avını tuzağa çekmekten hoşlanan bir avcı Kadırov'a kan davası ilan etmekten başka seçeneği yoktur.

Kavkaz Center

 

Mücahidler Kadırov'un doğduğu köye saldırarak Çeçenler için kitle terapi seansı yaptı

Kukla elebaşı Kadırov'un köyüne yönelik Mücahid saldırısı Çeçenya'da güçlü bir karşılık doğurdu. Mücahidlerin eylemi Çeçen toplumunda ki gerçek duyguların bir yansıması oldu.

 

Zevahiri’nin Açıklamaları Ne Anlama Geliyor?

El Kaide hareketinin Usame bin Laden’den sonraki ikinci lideri olarak bilinen Dr.Eymen Ez-Zevahiri,geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir bildiride Türkiye’ye değinmiş ve “Müslümanlar,laik hükümete karşı ellerinden geleni yapmalılardır” ifadesini kullanmıştı. Peki Zevahiri’nin böyle bir zamanda yaptığı bu açılamalar ne anlama geliyor? Habervaktim.com sitesinden Yavuz Derinsoy’un enteresan analizini müdahale etmeksizin siz okuyucularımıza sunuyoruz.

ummetinsesi

* * *

Zevahiri,Neden Türkiye’yi Hedef Aldı?

İlk olarak şunu belirtmek gerekir ki; Müslüman-Arap kamuoyunda son yirmi yıl içinde ciddi anlamda bir Türk sempatisi uyanmış durumdadır. Arap kanaat önderleri birbiri ardına açıklamalar yapmakta ve I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı takınılan tavrın bu gün bile semerelerini çekmekte olduklarını itiraf etmektedirler. Türkiye fiilen ve kukla yönetimler suretiyle işgal altında olan Arap âleminin Dünya’da yükselen sesi olmuş; milyonların katıldığı ateşli mitingler İslam coğrafyasının tamamında Türklerin tarihten gelen misyonu yeniden devralacağı beklentisini oluşturmuştur.

Hükümete yakın medyanın değerlendirmelerinde; El kaide’nin mezhep farklılığına dayanan 300 yıllık bir husumetten bahsedilse de El Zevahiri’nin Mavi Marmara katliamı sonrası yaptığı açıklamalarda ciddi bir Osmanlı vurgusu olduğunu hatırlatmakta fayda var. Zaten Osmanlı’nın, İslam’ı; Arap dini olmaktan çıkarmaktaki gayreti ve İslami şuuru tüm Avrupa milletlerine öğretmekteki emekleri hiçbir aklıselim müslümanın itiraz edemeyeceği bir gerçektir. Nitekim El Zevahiri bize yanlış aksettirildiği gibi Türkiye’nin İslam dünyasındaki yükselişinden rahatsız olmadığı gibi yaptığı açıklamada ‘’İslam dünyasının dün olduğu gibi bugünde lideri olmaya’’ davet etmektedir.

Akp medyası El Zevahiri’nin açıklamalarından neden rahatsız?

One minute krizinden sonra tüm dünya Türk-İsrail ilişkilerinin bir anda nasıl gerginleştiğini seyretti. Davos’ta çıkan kavga dünyanın büyük haber kanlarlında ilk sırayı alırken internette tıklanma rekorları kırdı. Filistin’de halk sokaklara döküldü. R.t.e lehine mitingler düzenlendi destek sloganları atıldı. Akabinde ki koltuk kriziyle İsrail bir nevi Davos’un intikamını almış gibi gözükse de asıl kriz Mavi Marmara baskınında patladı. İsrail’in 9 Türk vatandaşını öldürmesiyle sonuçlanan kanlı baskından sonra artık herkes Türk-İsrail ilişkilerinin eskisi gibi olmayacağı düşüncesinde birleşiyor.
Ama öylemi?

Olayın gerçekleştiği sabah derhal Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç kameraların önüne geçti. Haber bültenleri; yapılan beyanatı ‘’Sert Açıklama’’ olarak kamuoyuna duyurdu. Bülent Arınç aynen şunları söyledi.  “3 askeri tatbikat iptal edilmiştir.”

Bu ne one minute? bu ne lahana turşusu? İki ülke arasında yaşana bütün krizlere rağmen akp hükümeti israille askeri işbirliği çerçevesinde tatbikat yapmakta herhangi bir sakınca görmemişti. O tatbikatlarda eğitim gören askerler bizim gemimizi basmış ve vatandaşlarımızı katletmişti

Tüm Davos ve koltuk krizlerine rağmen Türk-İsrail ilişkilerinde değişen hiçbir şey yoktu. Ticari ve askeri anlaşmalar hiçbir sekteye uğramadan devam ediyordu. Zaten akp kuruluş aşamasından beri yoğun abd-israil desteğini asla kaybetmedi. B.Ş.Bel.Bşk olduğu zamanlarda bile abd büyük elçileri kendisini makamında ziyaret etmiş, alacağı siyasi yasağın Türk demokrasisi için büyük bir yara olacağını belirtmişlerdi. Akp lideri hapisten çıkmasından sonraki süreçte de parti teşkilat toplantılarının akabinde mason localarında konuşmalar yapmış; bu konuşmalar, yaşanan ‘takiyye mi değil mi?’ tartışılmalarının arasında kaybolup gitmiştir. Kendisi başbakan olduktan sonrada İsrail yöneticileri ülkemizi ziyaret etmiş kameraların önünde şabra ve şatilla kasabı şaron’la el sıkışılıp mutluluk pozları verilmiş. Livni ve one minutun diğer kahramanı Peres’le kadeh tokuşturulmuştur. Oysaki bizim İslamcı denilen medyamız o günlerde bu tehlikeli yakınlaşmadan ziyade kadehlerin içindeki zem-zem sularına fetva aramakla meşgul olmuştur. En önemlisi şudur ki r.t.e. Ocak 2004′teki Amerika ziyareti sırasında New York’ta “Amerikan Musevi Komitesi” tarafından “Yahudi Cesaret Ödülü” olan “Davut Boynuzu” verilmişti ki kendisi; bu ödüle sahip dünyadaki, tek Müslüman liderdir ve şu ana kadar tüm uyarılara rağmen bu ödülü iade etmemiştir.

Bütün bu gerçeklerin ışığında ortada olan şey kayıkçı kavgasıdır. Kayıkçıların kavga ederken birbirini ittikleri halde suya düşürmedikleri gibi akp ve israil her ne kadar birbiriyle soğuk savaş halinde olduğu mesajını, kendi kamuoyuna verseler de aslında ilişkilerinde reel bir değişim yoktur. Burada akp; kendisine abd nin biçtiği ılımlı İslam projesindeki rolü eksiksiz oynamaktadır. Büyük ülkelerin büyük düşmanları olur prensibiyle İslam âleminin bu danışıklı dövüş ekseninde kutuplaşması sağlanmaktadır. Bunun sonucunda da Akp medyasının yıllardan beri Türk halkını uyuttuğu masallar El Zevahiri ağzından yalanlanınca, panik içinde komik yorumlar yapılmıştır.

Eyman El Zevahiri Kayıkçı Kavgasını Yutmamış

Ancak anlaşılan, Eyman El Zevahiri kayıkçı kavgasını yutmamış olacak ki yaptığı açıklamada ‘’ Türk hükümetinin bir yandan yardım konvoylarıyla Filistinlilere sempatisini gösterdiğini diğer yandan ise İsrail ordusu ile işbirliği yaptığını” ifade ediyor ve ekliyor “İslam’ı ve müminlerini korumak isteyen tüm Türk Müslümanlar şunu bilmeli ki, Türk güçleri Afganistan’da köy yakan, evleri yıkan, kadın ve çocukları öldüren, Müslümanların topraklarını işgal eden, Şeriat’a karşı mücadele eden ve ahlaksızlık, ayyaşlık ve namussuzluk yayan Haçlı seferlerine hizmet edecek”. Bu açıklamalardan anlaşılması gereken şudur ki El Kaide liderinin asıl rahatsızlığı Türk hükümetindendir ve ‘Erdoğan bir Kanuni Sultan Süleyman değil. O da Sedat gibi sadece savaşa girmemek için taviz verenlerden biri’ ifadesini kullanmaktadır

Açıklamaların sebebini gelince; akp nin kadim dostu abd ile İslam dünyasına satmaya çalıştığı imaj el kaideyi uzun zamandan beri rahatsız etmektedir. Türkiye abd nin İslam ülkelerine dikte etmek istediği ılımlı-İslam safsatasının laboratuarı; adeta vitrini haline geldi. Adına ılımlı-İslam denilen ve dini; yalnızca kişilerin vicdanına hapsedip seccade üstüne indirgeyen bu proje akp nin 7 yıllık iktidarında emperyalistlerin tam desteğiyle tezgâhlanmaktadır. Abd bir yandan İslam ülkelerini silah zoru ve diplomatik yollardan baskı altına alırken bir yandan da örnek olarak Türkiye’yi model ülke olarak göstermekte, eli kalaşnikoflu Müslüman imajı yerine, iftar sofrasına coco cola taşıyan erkekle, kot pantolon ve bady giyen türbanlı kadınları modern Müslüman diye mustazaflara dikte etmektedir. Nitekim ilk resmi ziyaretini Türkiye’ye yapmış olan Obama’nın Tbmm’de yaptığı açıklamaları da bu yöndedir.  “İslam’la savaşmıyoruz. Müslüman müttefiklerimiz var” sözleri Bush’un ırak ve Afganistan işgalleri sırasında sarf ettiği ve sonra geri aldığı “haçlı savaşı” gerçeğini de perdelemek içindir.

Muhakkak ki el kaide lideri bütün bunların farkında ve rahatsızlığında olacak ki Türkiye’yi vurmak için kamuoyu oluşturma gayreti içindedir. Afganistan’da İsaf komutasını devralmış Türk kuvvetleri, başkent Kabil sokaklarında Müslüman olmanın rahatlığı içersinde; koalisyon güçlerine inat elleri ceplerinde gezip; olası bir terör saldırısı için kolay hedef teşkil etselerde; El-kaidenin biat ettiği Taliban komutanlarının böylesi provakatif bir eyleme izin vermesi düşük bir ihtimal gibi gözüküyor. Ancak bu Türkiye’nin büyük elçilik veya konsolosluklarının ya da Türkiye’deki askeri veya sivil hedeflerinin vurulmayacağı anlamına gelmez. Bu saldırılar şu anki süreçte olası; Abd’nin akp’den her fırsatta yaptığı muharip güç talepleri olumlu karşılanırsa da kaçınılmazdır. Bilindiği üzere 15-20 Kasım 2003 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen iki ayrı saldırıda 63 kişi ölmüş 700 kişi yaralanmıştı. Eylemi üstlenen El Kaideye bağlı Şehit Ebu Havs El Mısri Tugayları örgütü hedeflerinin “İngiliz çıkarları” olduğunu duyurmuştu; ancak olası muhtemel saldırılar kesinlikle bir başka emperyalist ülkeye değil, hükümetin nin kendisine yönelik olacaktır ve akp nin 7 yıldan beri itinayla işlediği İslam dünyasına model ve lider ülke olma hayallerine balyoz gibi inecektir. İslam dünyasında soğuk duş etkisi yapacak böylesi bir saldırı El Kaide’nin olduğu kadar hükümetin de niyetlerinin de sorgulanmasına yol açacaktır.

Böyle bir felaket senaryosunun gerçekleşmesine şüphesiz ki taraftar değiliz. Bu noktada hükümetin yapması gereken; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin imzaladığı ilk resmi anlaşmalardan birisi olan Türk-Afgan Dostluk Anlaşması’nın gereklerini yerine getirmesidir. 1 Mart 1921 tarihinde imzalanan bu anlaşmada “Maddi ve manevi menfaatleri tamamen müşterek olan bu iki kardeş devlet ve millet, eskiden beri mevcut olan manevi bağlarını ve tabii ittifaklarını resmi bir anlaşma ile belirtmeye karar verdikleri” ve “Taraflardan birine yapılacak emperyalist bir tecavüzün, diğer tarafa da yapılmış sayılacağını ve tehdidi bertaraf etmeyi kabul ettikleri” maddelerinin; Türkiye tarafından, en azından işgale destek vermeyerek yerine getirilmesi ve Türkiye’nin abd değil Osmanlı modeliyle İslam dünyasına model ve lider ülke olmasının gerekleri yapılmalıdır.
Baki selamlar…

Yavuz Derinsoy
 

Çeçenya, Rus Kuklaları Kadirov ve Yamadaev Yeniden Dost Oluyor

Rus medyasında çıkan haberlere göre, eski  «Vostok» eşkiya çetesi lideri Sulim Yamadaev'in rus kuklası kardeşi İsa ve diğer Çeçenya baş kuklası Kafirov Kadirovsky Ramzan aralarındaki husumet ve düşmanlıklara son vererek uzlaşmak istiyor.

Oysa ki daha düne kadar,  İsa Yamadaev, kardeşleri Sulim ve Ruslan'nın kukla Ramzan Kadirov tarafından öldürtüldüğünü ve kendisinin de tehtid altında olduğu her an öldürebileceğini işgalci medyaya anlatıp videolu açıklamalar yapan ve kapı kapı gezen İsa şimdi "Rus kuklaların yeni bir planı olsa gerek" kardeşlerinin katili olmakla suçladığı Kafirov'a destek çıkıyor.

Dahası; Yamadaev'in yorumuna göre, «kukla Ramzan Kadirov ile arasını medya açmış. Medya ikisini birbirlirine kışkırtmış.»

ShamilOnline.org


 
Diğer Makaleler...
Bir Hadis