Şeyh Ebu Basir at-Tartusi'nin Kafkasya Emirliği Emiri Dokku Ebu Osman ve Onun etrafındaki uyuşmazlıklarla ilgili fetvası

Soru:

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun ey Şeyh Ebu Basir at-Tartusi!

Hatırladığınız gibi sizi geçenlerde aramış, Mücahidler ve Kafkasya Mücahidleri hakkında birkaç kelime söylemenizi rica etmiştik.

Bazı olaylara şahit olduk ve gördük ki; Mücahidlerin ilim ehlinden destek almaya ihtiyaçları var. Ve biliyoruz ki siz Mücahidleri seviyorsunuz, onlarla berabersiniz...

Ve daha önce de söylediğiniz gibi Dokku Umarov, inşa'Allah Kafkasya Emirliği'nin meşru Emiri...

Bizler, sizin bize e-posta ile gönderdiğiniz fetvanızı tercüme edip yayınladık ve birçok İslami web-siteye gönderdik. Ve inşa'Allah, Emir Dokku Umarov da sizin bu fetvanızı okumuştur.

Bu bilgi, Kafkasya Emirliği'nin liderliğine de iletildi ve inşa'Allah, onlar da sizin bu desteğinizden çok memnun oldular. Allah, sizi hayırla mükâfatlandırsın!

Size daha evvel de bahsettiğimiz gibi; Kafkasya'da bazı olaylar cereyan etti.

Dağıstan Vilayeti'nin Emiri ve Kafkasya Emirliği'nin Baş Kadısı Seyfullah, inşa'Allah şehit düştü.(kendisi bundan evvel Kafkasya Mücahidlerinin Emirlerine ya da Komutanlarına, Dokku Umarov'un Müslümanların tek meşru yöneticisi olduğunu ve herkesin O'na itaat etmesi gerektiğini, O'na itaati terk edenlerin argümanlarının ise Şeriat tarafından kabul edilemez olduğunu söylemişti)

Fakat yine de bazı Emirler, hala Emir Dokku Umarov'a itaat etmiyorlar. Onlar Dokku Umarov'a itaatsizlik etmekte mazur mudurlar?

Bu fitne ya da uyuşmazlık, bunun sonucu olarak meydana geldi. Belki de bu, şimdilik büyük bir fitne değil fakat yine de zamanla derinleşip ayrılığa dönüşebilir.(Mücahidlerin demokrat ve milliyetçiler arasındaki düşmanları, bundan avantaj sağlamaya çalışıyorlar)

Ve Arap gönüllüler arasından (Mücahidler arasında) bir kardeş var. O da Dokku Umarov'a itaat etmeyenlerden biri. Şimdi soru şu: Onların, biatlerini iptal etmelerine ve Emir Dokku Umarov'a itaat etmemeye hakları var mıdır?

Bunlara ilaveten onlar, Emir Dokku'nun örneğin taktiklerde veya Cihadı sürdürme taktiklerinde bazı hatalar yaptığını söylüyorlar. Ya da örneğin, âlimler arasında görüş ayrılığı olan bazı şeyleri yapıyor diyorlar. Mesela Şeyh Hamid bin Ukla Eş-Şuaybi'nin (Allah ona rahmet etsin) söylediğine göre; örneğin, Şeyh Usame bin Ladin'in 2001'de yaptığı eyleme kendisi müsaade etmişti. Bazı âlimler buna izin verirlerken bazıları ise izin vermiyordu.

Yani bu tarz, üzerinde ihtilaf edilen bazı olaylar var. Ve bu, sizin de duyduğunuz içerisinde feda eylemi (istişhada göre-şehadet operasyonları) olan Moskova'daki bazı olaylarla da alakalıdır. Bu eylemlerde yaklaşık 40 kişi öldü ve onların arasında kadınlar da vardı. İşte onlar, bunun ve buna benzer bazı şeylerin yanlış olduğunu söylüyorlar vs.

Ve Dokku Umarov'a itaat etmeyen bu birkaç Emir diyor ki: "Bizler sana itaat etmek istemiyoruz. Ve burada asıl soru geliyor:

"Bu birkaç Emirin, Emir Dokku Umarov'a itaat etmeme hakları var mıdır? Aynı zamanda Kafkasya Emirliği'nin diğer tüm Emir ve Mücahidleri diyor ki: "Sen bizim Emirimizsin ve biz sana beyat ettik. Bu beyatımıza sadık kalacağız."

Böylelikle sizden, bu durum hakkında bir hüküm duymak istiyoruz. Ve burada sorumu bitiriyorum. Allah sizi mükâfatlandırsın!


JavaScript is disabled!
To display this content, you need a JavaScript capable browser.

****

Şeyh Ebu Basir at-Tartusi'nin Cevabı:

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!

Allah, sizi hayırla mükâfatlandırsın! Allah, sizi hayırla mükâfatlandırsın, kardeşim- Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.

Bu mesele, bu ve diğer insanları böyle konuşmaya veya böyle davranmaya iten sebepleri tam olarak bilmeksizin sadece telefon üzerinde birkaç söz ve birkaç cümleyle hükme bağlamanın zor olduğu bir meseledir.

Fakat öncelikle deriz ki; Şeyh Mücahid Dokku Ebu Osman, tüm Mücahidlerin Emiridir (Emir-ül Mücahiddir-Allah O'nu korusun) ve O'na beyat ve itaat etmek zorunludur (vacibtir)

İçinde içtihad ve bir seçimin bulunduğu belirli durumlar içinde bazı konulardaki anlaşmazlıklar yüzünden ona karşı isyan edemezsiniz.

Ve eğer ufak uyuşmazlıklar ve önemsiz görüş farklılıkları sebebiyle Cihad Emirine karşı isyanı ve ayrışmayı haklı çıkarırsak o zaman, Müslümanların vahdeti olmayacaktır ve bir grup iki gruba, iki grup dört gruba, dört grup on gruba vs. ayrılacaktır.

Ve bu da, bize Şeriat tarafından emredilen şeye aykırıdır. Allah şöyle buyuruyor: "Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın. Parçalanıp ayrılmayın!"

Bunlar, şu an söyleyebileceğim bazı şeylerdir. Böylesine geniş konular üzerinde yargılama yapma gibi bir şeye cüret etmek istemiyorum. Çünkü onun, kendi gereksinimleri ve unsurları vardır. Özellikle, muhalefetin söylediklerinin dinlenilmesi lazımdır vs.

Fakat genel olarak ben uyuşmazlıklara, münakaşalara, düşmanlığa ve nefrete karşı şiddetle uyarıyorum. Allah(c.c.) buyuruyor ki: "Çekişmeyin ve cesaretinizi kaybetmeyin! Yoksa gücünüz gider.", "hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın!"

Resulullah(s.a.v.) da şöyle buyurmuştur: "Allah'ın eli, cemaatle birliktedir."

Ve eğer kardeşler, özellikle de Mücahidler arasında bir uyuşmazlık ve anlaşmazlıklar varsa, bu onlara zayıflık olarak geri döner ve Mücahidler üzerinde düşmanlarının hâkimiyetine yol açar. (Bu, çok önemlidir ve Emir'e itaat etmediklerini söyleyenler tarafından mutlaka anlaşılması gerekir)

Ufak anlaşmazlıklar ve ufak fikir uyuşmazlıkları kesinlikle ayrılıkları, gruplaşmayı ve Mücahitlerin Emiri Dokku Ebu Osman'a (Allah O'nu korusun) karşı isyan etmeyi haklı çıkaramaz.

Şimdilik kısaca cevaplayabileceğim budur. Fakat özel materyaller, özel problemler (karşılıklı ilişkiler) ve bazı hususi konuları ilgilendiren problemler hakkında telefonda tartışma başlatmak, bu konuşmalar kâfirler ve dostları tarafından dinlenirken, mümkün değildir.

Ve benim sözlerimin sadece kendiniz tarafından dinlendiğini düşünmeyin, kardeşim. Yapmakta olduğum bu sohbet, şu anda, tüm Dünya tarafından takip edilmektedir. Ve bu, benim için hediye olarak yeterlidir:

Sözlerim açık mı? Elhamdülillah açık!

İşte bunlar, şimdi bende olanlardır. Ve eğer sözlerimi not ettiyseniz, onları iletin. Onları iletiyorsanız tamamen size açıkladığım gibi iletin. Barekallahu fıkh!

Sevgili ve muhterem kardeşimiz Şeyh Dokku Ebu Osman'a selam söyleyin. Allah'tan O'nu ve Çeçenya'daki bütün Mücahidleri ve Kafkasya'daki tüm Mücahidleri korumasını, saflarını birleştirmesini, kalplerini birleştirmesini; nefreti, ayrılığı ve anlaşmazlıkları kalplerinden gidermesini dilerim.

O Kadirdir, Semidir, Yakindir ve Mucibdir. Ve salât ve selam; Allah'ın Resulü'ne (s.a.v), ailesine ve ashabına olsun!

Allah, sizi mübarek eylesin! Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun!

Kaynak: IslamUmma

Kavkaz Center

 

Rus Şehirlerine Sıçrayan Savaş ve Rusya'nın İkinci Afganistan Sendromundan Ölme İhtimali

Başta Dağıstan olmak üzere Kuzey Kafkasya'nın muhtelif bölgelerinde direniş,medyatik ablukaya rağmen devam ediyor. Ancak iç yakan bir durum olan medyatik ablukanın varlığı,coğrafî olarak Rusya'nın kalbinde yer almasından ötürü işgalci ordunun Kuzey Kafkasya'da yürüttüğü sözde anti terör operasyonlarının kirli yüzünü,savaşın acımasızlığını ve en önemlisi direnişin haklılığını gölgeliyor.Bütün bu olup bitene sebep Kremlin'in bölgeyi uluslar arası tarafsız gazeteci ve televizyonculara kapatmasıdır. Örneğin Amerika'nın Afganistan'da böylesine büyük çapta bir engelleme politikası uygulaması imkansızdı. Çünkü Afganistan,Birleşik Devletler'in yasal toprağı olmadığı için Batılı işgalciler Afgan coğrafyasında bulunmalarına dayanak olarak kendilerince sözde "Barış ve Demokrasi" yalanını ortaya attılar. Böylece Afganistan'ın işgalini meşrulaştırmaya çalıştılar.

Sırf işgalin meşrulaştırılması çabaları, Afganistan'ı savaşın ilk gününden bu yana dünyanın gündeminde tuttu. Görsel iletişim araçlarının Amerika'nın Barış ve Demokrasi'yi Afganistan'da başarıyla tesis etmesiyle ilgili yayınlar yapmasından işgalci otoritenin memnun kaldığı açıktı ama hesaba katmayı sanırım akıl edemedikleri bir detay sonradan başlarına çok belalar açtı...

Kendilerinin benimsediği bir şeyi herkesin benimsemesini arzulayan ve bu doğrultuda fikirlere ipotek uygulayarak kişileri kendi taraflarında yer almaya zorlayan emperyalist zihniyet,karşı tarafın da sesine kulak vermeyi vicdanî misyon edinen tarafsız medya çalışanlarının mikrofonu Amerikan işgaline karşı direniş gösteren mücahidlere uzatarak onların işgale karşı neden savaştıklarını anlatmalarına imkan vermeleri ve özellikle Amerika'nın militanların yerleşim bölgelerindeki varlığını gerekçe göstererek köyleri,kasabaları,şehirleri bombalaması sonucu ölen ve yaralanan sivillerin içler acısı durumlarının kameralara yansıması işgalcilerin getirdiği "Barış ve Demokrasi"in Amerikan ve uluslararası kamuoyunda çok ciddi şekilde sorgulanmasına yol açtı.

Rusya'nın yasal sınırları içerisinde ise çarklar,Afganistan veya Irak'takine benzer Amerikan modeli işgal politikasıyla dönmediğinden Çeçenistan ve Kuzey Kafkasya bugün de geçmişte olduğu gibi daha ağır politik ve askerî açmazlarla yüzleşmek zorundadır.Çünkü özellikle Çeçen Meselesi masa başında ne zaman biraz yüksek sesle dillendirilmek istense Kremlin'in ortaya koyduğu tez boğazdaki tükürüğü bile kurutmaya yetiyor.

Nedir bu kağıt üzerinde yasal arzedilen husus?

Ruslar,ataları Deli Petro'nun Kafkasya'ya düzenlediği seferleri baz almış ve zamanla tarihin akışı içerisinde Rus hegomanyasına tabi olan Dağlılar'ın yaşadıkları coğrafyanın ilhakını pekiştirmek için bölgenin Rusya'nın doğal sınırlarına dahil olduğunu iddia etmişlerdir ve bundan ötürü olmalıdır ki Çeçenler'in doksanlı yılların başında bağımsızlık yönünde aldıkları kararı tanımadıkları gibi;doğal sınırlara dahil olan Çeçenistan'da bozulan anayasal düzeni yeniden tesis etme yoluna gitmişlerdir.

İşte açıkça görülüyordu Çeçenistan,Rusya'nın iç meselesiydi ve dünya buna itiraz etmedi,edemedi.Kaldı ki Kremlin hâlâ bu iç mesele argümanını rahatlıkla kullanmakta ve özellikle İslam devletlerinin hükümetlerini içişlerine müdahil olmamaları konusunda uyarmaktadır ki Umarov liderliğindeki direnişe katılma veya mücahidlere yardım gönderme konusunda hevesli vatandaşlara karşı önleyici tebdirler alınsın.Diğer taraftan Rusya'nın uyguladığı medya ambargosu yüzünden Çeçenistan ve Çeçen-Kafkas Direnişi'nin bir Filistin Meselesi kadar gündemi meşgul etmesi çok zor.Bu vahim duruma kapalı kapılar ardında imzalalan işbirliği anlaşmalarını da dahil edersek,Türkiye'de Çeçenistan diye bir gündem oluşturmanın ancak ülkeler arası ticarî ve politik flörtlüğün günün birinde hesap anlaşmazlığından doğması muhtemel kavgada tarafların Çeçen ve Pkk kozlarını ortaya çıkarmalarıyla mümkün olacağını görmek zor değil...

Müslümanlar'dan yeterince destek göremeyeceğini anlayan Çeçenler,Rusya genelinde sivillerin de zarar gördüğü baskın tarzı eylemlere girişmişler ve eylemlerdeki amaçlarının da işgalcileri ülkelerinden çıkartmak olduğunu belirtmişlerdir.Lakin Rus devleti hiçbir zaman geri çekilme eğiliminde olmamış aksine yapılanı şantaj olarak algılamış,"teröristler"le kesinlikle pazarlık masasına oturulmayacağını açıklamış,üstüne bir de Çeçenler'in baskın verdiği bölgeye gönderdiği özel timlere kendi vatandaşlarını da öldürmek pahasına ateş emri vermiş bu da ilk ateşin Çeçen tarafından geldiği yalanını millete inandırmış olan Kremlin'e dünya kamuoyunun gözünde yükseldiği mağdur konumunun verdiği şeytanî keyifle;İşte siz de gördünüz. Çeçenler'in masum sivillere reva gördüğü bu korkakça terör eylemi Rusya'nın onlara karşı verdiği mücadelenin haklılığını bir kere daha ispatlamıştır...diyebilme küstahlığını sunmuştur.

Çeçen Cihadı açısından olumsuz sonuçlar doğuran bu kötü durumun cephe dışında cihad olgusunun Müslümanlarca yeniden sorgulanmasına neden olduğu ve bu sorgulama yapılırken mağdur gayri müslim sivillerin ruhlarında açılan yaraların bir Müslüman'ın yüreğinde nasıl yankı bulduğunun önceliği üzerinden cihad konusunda vicdan muhasebesi yapılmasına yol açtığını düşünmek çok acı geliyor.Çünkü bu vicdanî muhasebeyi yapan çoğu kimsenin İslam'da yeri olan cihad diye bir olgunun varlığından Çeçenler'in örneğin metroya düzenlediği kanlı saldırı vesilesiyle haberdar olmasıyla başlayan süreçte Müslüman Çeçenler'le,Kafir Ruslar arasında yapacağı kıyaslamada cihadı sırf metroya düzenlenmiş basit bir saldırıymış gibi özdeşleştirmesi neticesinde çıkaracağı karar;cihadı eksik anlatan,karalayan gazete ve televizyon yayınlarının da tesiriyle Batılılar'ın hoşnut olacağı batıl çizgide noktalanacaktır.Halbuki gidişatın Çeçenler'i bunu yapmaya mecbur bıraktığı gerçeğini göz ardı edemeyiz.Oturup düşünüldüğünde savaştaki mevcut gidişatta da ibrenin kağıt üzerinde kafirlerin lehine dönmesinde en önemli etkenin Müslümanlar'ın cihadî konulara olan ilgisizliği olduğu görülecektir.İlk bakışta sivillere yönelikmiş gibi gözüken bazı saldırılarda sivil can kayıplarının meydana gelmesi asıl hedefteki askerî yapılanmaların sivil yapılarla ya iç içe geçmiş olmasının sonucudur.Bizzat şehir merkezleri savaşın tozu dumanı içinde kan kokusunu eskiye oranla daha fazla duyuyorsa bunun nedeni açıkça bellidir işte...

Hal böyleyken kafir orduların militan oluşumların barınaklarını vuruyoruz yalanıyla Müslüman kentlere,kasabalara, köylere bombardıman uçaklarıyla düzenlediği saldırılar göz ardı ediliyor fakat Çeçenler Fsb'yi Moskova'da vurma girişiminde bulundu ve saldırıda siviller öldü diye herkes tarafından yerden yere vuruluyor.Peki savaşın ilk yıllarında ağır şekilde bombalanan,yerle bir edilen Caharkale'den;kadın,ihtiyar,çoluk-çocuk demeden kurşuna dizilen Çeçen köyü Şamaşki'den bugün kaçınız bahseder?

Ha,çok özür dilerim... İsmini bile daha yeni duyuyorsunuz değil mi? Lafımın yanlış anlaşılmaması için şunu vurgulamak isterim ki, işgalci zihniyetin,nasıl ki şehirlerimizi,köylerimizi mücahidler orada diye bombalamaları askerî gereklilik ise onların şehirlerinde şehadet eylemleri düzenlemek de aynı şekilde bizim için askerî gereklilik. Onların üsleri de orada,şehirlerinde !

Savaşı Rus şehirlerine taşıyan mücahidlere gelince; onların Rusya vatandaşlarından tek beklentisi ise,Kuzey Kafkasya'da devam eden çarlık ürünü savaşın kendi yurttaşları üzerinde yaşattığı maddî ve manevî baskıyı mücahidlerin şehirlerde düzenleyecekleri operasyonlar vasıtasıyla tecrübe etmelerini sağlayarak Çeçenler'in özvatanlarında ne gibi acılara düçar olduklarını anlamalarını sağlamaktır.

Medya kuruluşlarına uygulanan ambargo,siyasî otoritelerin düşmanla olan sinsi işbirliği nedeniyle sindirilen fedakâr halkın cepheye yeterince yardım ulaştıramaması gibi nedenler alt alta sıralandığında Çeçenler'in Rus şehirlerine yaptıkları operasyonel manevralar Rus halkının mazlumlara empatiyle yaklaşmasına imkan sağladığından,mücahidlerin saldırılarına tedbir olarak devreye sokulan sokağa çıkma yasakları,birkaç yüz metrede bir kurulacak kontrol noktaları gibi halka kabus olacak olağanüstü hal uygulamaları,onları Kremlin ejderhasına karşı tavır almaya itecektir.(Bu açıdan Rus metropollerinde düzenlenecek saldırılar artırılmalıdır.)

Böylece o elleri dirseklerine kadar Müslüman kanıyla kirli zalimler,ülkelerindeki bu büyük yangının yegane sebebinin; cenabet askerlerinin Müslüman toprağını çiğniyor olmasından kaynakladığını görecekler fakat def olup gidecekleri yerde de Rusya'yı asla bulamayacaklardır! Tıpkı Afganistan'dan çekildikleri zaman koca Sovyetler'i yitirdikleri gibi...

ShamilOnline.org için Borz el Türkî tarafından hazırlandı.

 

Kafkas Emirliği Kadısı Seyfullah (Ebu İmran)’ın Şeyh Ebu Muhammed El-Makdisî ‘ye Mektubu

Kafkas Emirliği Kadısı Seyfullah (Ebu İmran)’ın «Allah rahmet etsin ve Firdevsinde ağırlasın, Şehid İnsh'Allah» Şeyh Ebu Muhammed El-Makdisî «Allah kendisini muhafaza buyursun» ‘ye Mektubu

Ey bizim şerefli ve asil şeyhimiz - Ebu Muhammed El-Makdisî-! Allah (c.c) sizi muhafaza etsin.

Allah’ın (c.c) selamı, rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun.

Ey bizim sevgili şeyhimiz! Ramazan bayramınız mübarek olsun.

Mübarek Ramazan Bayramı münasebeti ile Kafkasya’daki kardeşlerimin selam ve bayram tebriklerini sizlere sunuyorum.

Allah sizden ve bizden yapmış olduğumuz salih amelleri kabul etsin ve ayaklarımızı apaçık hak üzere sabit kılsın.

Kafkasyada’ki  mücahit  kardeşlerinizi (itikadi  ve  cihadi  noktada) desteklemeniz  ve  yardım  etmeniz  sebebiyle  Allah’tan  sizi  hayır  ile mükafatlandırmasını diliyorum.

Sizin bize yolladığınız o güzel mektup buradaki gençlerin kalplerine şifa tevhidin yardımcıları için ise büyük bir müjde oldu. İnşallah münafıklar için ise onların birlik ve kuvvetlerini dağıtan bir kasırga olacak. Bu mübarek Ramazan’ın bir bereketidir.

ﱪﻛﺍ ﷲﺍ ﷲ ﺪﻤﳊﺍ

Elhamdulillah «Allahu Ekber ! Bizler şaşırmış ve yolunu kaybetmiş bir halde iken bizi doğru yola ileten Allah’a (c.c) hamd eder ve O’na şükrederiz. Sonra da, hakkı bütün açıklığı ile haykıran, kınayıcıların kınamasına aldırış etmeyen, enbiyaların varisleri, Allah’ın (c.c) insanlar üzerine kendilerini bir takım faziletler ile üstün kıldığı, alimlerimize teşekkür ederiz ,ki onlar Allah’ın (c.c) kitabında çizmiş olduğu hudutları çiğnememek için ve Allah’ın (c.c) Kitabından ayrılmamak için kendi ehillerinden ayrılan, hicret eden, çileler çeken ve tağutların baskı ve zulümlerine sabreden alimlerimizdir.»

Ey bizim sevgili şeyhimiz, biz içinde bulunduğumuz şu (cihadî ve itikadî) durum ile şerefe nail oluyoruz ve sizin bizi teyit etmeniz sebebiylede gurur duyuyoruz.

Eğer bizim üzerimizde burada cihad etme vucubiyyeti olmasaydı, bizim üzerimize vacip olan sizin yanınıza gelip sizin meclisinizde ilim talep etmekti.

Allah’tan (c.c) bizi ve sizi sevdiği ve razı olduğu şeylere ulaştırmasını ve İ‘la-i Kelimetullah yolunda dinine hizmetçi kılmasını istiyoruz. Sizinle birlikte olan bütün tevhidin savunucusu olan alimlerimize, ilim talebelerine, mücahitlere ve bütün muvahhit kardeşlerimize selamlarımızı ve bayram tebriklerimizi ulaştırınız.

Salat ve selam nebimiz Muhammed’in, bütün âlinin ve ashabının üzerine olsun.

Kardeşiniz ve Öğrenciniz

Ebu İmran Seyfullah

Kafkasya 29 Ramazan

Not : Bu mektubu Şeyh Muhammed El-Makdisî sitesinde yayınlamıştır.            

* * *

Şeyh Ebu Muhammed el-Makdisi Kimdir?

Tam olarak ismi, Ebu Muhammed Asım b. Muhammed b. Tahir el-Berkavi olup, Ebu Muhammed el-Makdisi ismiyle tanınmaktadır. Şeyh Ebu Muhammed, Hicri 1378 (Miladi 1958) yılında, daha önce Ürdün’ün bir parçası halinde iken 1967 savaşlarından sonra İsrail tarafından işgal edilen Nablus’un Berka köyünde dünyaya gelmiştir. 3-4 yıl gibi kısa bir süre sonra ailesiyle birlikte Kuveyt’e geçmiş ve daha sonra da babasının arzusuyla Irak’ın kuzeyinde bulunan Musul Üniversitesi’nde okumuştur. Bu dönemde bir çok İslamî Hareket Mensubu olan kimselerle bağlantıya geçmiştir. Daha sonra Kuveyt ve Hicaz arasında bir yerde ilim tahsiline devam etmiştir.

Dünya genelinde İslami çalışmalarla ilgisini kesmeme adına defalarca Pakistan ve Afganistan’a gitmiş, orada davet derslerine katılmış ve ilk kitabı olan “Millet-i İbrahim’i” yazmıştır.

Şeyh 1992 yılında Ürdün’e yerleşmiş, orada Afgan cihadına katılan bir çok mücahide dersler vermeye başlamıştır. Elbette kendisinden önce bir çok sıkıntıya maruz kalan davetçilerin başına gelen imtihanların Şeyh’inde başına gelmesi kaçınılmaz olmuştur.

1994 yılında Filistin’de siyonistlere karşı operasyonlara katılmanın caiz olduğu yönünde verdiği fetvasından dolayı bir çok arkadaşı ile birlikte tutuklanmıştır. Senelerce Ürdün  zindanlarında esir kalmış, daha sonra ise serbest bırakılmıştır. Ancak özgürlüğü uzun sürmemiş Amerika ordusuna karşı operasyon yapılmasının caiz olduğu yönündeki fetvaları sebebiyle zindana atılmıştır.

Ürdün zindanlarında on beş sene kadar esir olan Şeyh Ebu Muhammed Allah’ın yardımıyla oradan kurtularak davet ve cihad çalışmalarına devam etmektedir. Şeyh Ebu Muhammed’in ihlasla Allah’ın dinine davet etmesi kısa sürede semeresini vermiş, bugün dünyanın dört bir tarafında kitapları, risaleleri okunmaya ve diğer dillere çevrilmeye başlanmıştır. Bugün itibarıyla “www.tawhed.ws isimli sitesinde 18 kitabı, 200’e yakın risalesi bulunmaktadır. Şeyhin Türkçeye çevrilmiş birçok eseri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır;

  • Milleti İbrahim
  • Demokrasi Bir Dindir
  • Otuz Risale (Selasiniyye)
  • Fesat Medreseleri
  • Tağutların Yardımcıları Hakkanda Şüphelerin Giderilmesi
  • Ey Zindan Arkadaşlarım 1-2
  • Çağımız Mürcielerine Reddiye 

Şeyh Ebu Muhammed El Makdisi'den Emir Sayfullah'ın şehadeti hakkında: ''Kitap yol gösterir, kılıç ise onu destekler'' isimli makalesi. 26.03.2010 tarihli bu makale, Ebu Muhammed'in sitesinde yayınlandı.

Şeyh'in makalesinin tercümesini aşağıda sizlere sunuyoruz:

"Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir". (Ahzab, 23)

Kafkasya Emirliği'nin Kabardey-Balkar ve Karaçay Birleşik Vilayeti yönetimi, Emir Seyfullah Anzor Astemirov'un 2010 yılının 24 Mart gecesindeki şehadetini (inşallah) haber verdi. Habere göre Emir Seyfullah Kabardey-Balkar'ın başkenti Nalçik'te meydana gelen bir çatışmada şehid (inşallah) düşmüştü.

Kabardey-Balkar ve Karaçay Birleşik Vilayeti mücahidlerinin anlattıklarına göre Emir Seyfullah daima ön saflarda çarpışırdı. Asla sığınaklarda gizlenerek savaşa teşvik edenlerden olmadı. İlk önce Kafkas Cephesi'nin Kabardey-Balkar alanını yöneten Emir Seyfullah, daha sonra Kabardey-Balkar ve Karaçay Birleşik Vilayeti'nin başına geçti. Ardından Kafkasya Emirliği Emiri Dokku Umarov, onu Kafkasya Emirliği'nin Kadısı olarak atadı.

Emir Seyfullah, Kafkasya Emirliği'nin ilan edilmesinde önemli rol oynadı ve müslümanların akidesinin düzeltilmesi için çok çaba sarf etti. Ona, "muvahhidlerin imamı" da denirdi. O, Müslümanlara karşı merhametli,kafirlere ve mürtedlere karşı ise pek çetindi.

Allah seni affetsin ey Ebu İmran! Ve de kılıç ve kaleminle yaptığın cihadını kabul etsin! Biz seni gerçekten de hem dili hem de silahıyla mücadele eden mücahitlerden sayıyoruz.

Birçok defa senin tarafından yazılan bildirileri okudum ve bana zaman zaman gönderdiğin (ses ve görüntü) mesajlarını dinledim. Onlarla bana, Kafkasya'daki mücahitlerin durumu hakkında bilgi veriyor ve değişik sorular hakkında benden fetva ve nasihat talep ediyordun. Sen zaten biliyordun sorularının cevaplarını fakat yine de siz Kafkas insanının asil terbiyesinden, alimlere olan saygınızdan ve onlarla nasihatleşmeye gösterdiğiniz sevgiden dolayı böyle yapıyordun. Ve senin sorularında hakikati kavrayışını, cevaplar hakkındaki ilmini, bakış açını, basiretini ve şeriat hakkındaki bilgini gördüm ve anladım ki sen, Allah'ın sadık kullarındansın.

Ve bundan da, Kafkasya Emiri Ebu Osman (Dokku Umarov)'un seni kadı seçmesindeki tecrübe ve bilgeliğini, senin dini bilgin hakkındaki anlayışını ve sendeki takva ve basireti nasıl fark ettiğini anladım. Mükemmel bir tevazu ve tavır ve aynı zamanda ilim ve takva, cihad anlayışı, sebat ve en sonunda şehadet... Bunlar ne muhteşem vasıflar! Bu nasıl bir azamet ve yücelik, nasıl bir kıyam!

Elbette gözler yaşarıyor, kalpler hüzünleniyor. Fakat bizler, Rabbimizin razı olacağı şeyden başkasını söylemeyiz. Ve hakikaten bundan sonra senin mesajın nasıl yarım kalır ey Ebu İmran?! Biz buna hüzünleniriz.

Bizler bazı şeyleri unutsak bile senin mesajlarını, ayrıntılı fetvalarını ve Ahmed Zakayev hakkındaki kararını asla unutmayacağız. Sen onlarla bizlere Ömer Faruk(radıyallahu anh)'un muhakemesini ve önlerine adaletin ikamesi ile tevhidin uygulanmasından başka hiçbir şey koymayan o İslam'ın kılıçlarına ve aslanlarına benzeyenleri hatırlattın. Sen bize, İslam'ın ilk dönemlerindeki büyük insanları, onların devletlerini ve kahramanlarını hatırlattın. Allah sana rahmet etsin! Sen nasıl tevhid sancağını ayağa kaldırdıysan Allah da senin derecelerini arttırsın. Ve sen nasıl tevhid sancağını yükselttiysen O (c.c.) da senin cennetteki derecelerini yükseltsin!

Ve sen, Kafkasya'nın farklı köşelerinde meydana gelen olaylardan bihaber olmadığın gibi dahası, tüm dünyada olan bitenlerden de haberdardın.

Emirliğin kurulduğu andan itibaren senin varlığın belirgindi ve senin etkin çok barizdi. Kafkasya mücahitleri lideri Dokku Umarov, Kafkasya Emirliği'ni ilan ettiğinde Emir Seyfullah şöyle demişti:

«Bizler, asıl olanı elde ettiğimize inanıyoruz. Bu Tevhid ve Yüce Allah'ın yardımıdır. O'nun yardımıyla tüm güçlükleri yeneriz. Sadece O'na itaat ve ibadet ederiz.»

Ey Allah'ım! Kulun Ebu İmran, hakikaten tevhidle sevindi. Tevhid için savaştı. O'nun düşünceleri tevhiddi ve O, tevhidden hoşnuttu. Tevhid için öfkelendi ve tevhidi destekledi. Ve biz, O'nun Kelime-i Tevhid yolunda öldürüldüğüne şahidiz. 

Ey Allah'ım! O'nun derecesini yükselt ve O'nun adı vesilesiyle tevhidi mamur eyle!

Ebu Muhammed El Makdisi

9 Rabbiüssani 1431 (26 Mart 2010)

* * *

Shamilonline.org için Tercüme eden kardeşiniz, Abdullah

 

Bozulmuş Akideyle İlmi Gerçekler Arasındaki Düşmanlık

Bu konuda söze başlamadan evvel unutmamamız gereken bazı noktalar vardır. Bunlar:

1. Bu akide rabbanidir.
2. Şeriatın kendisi üzerine bina edilmiş olan bu akide dünya ve ahirette insanın saadetini üstlenmiştir.
3. Seyyid Kutup’un da “Sosyal Adalet” adlı eserinde ifade ettiği gibi bu akide insanlarla kâinat arasındaki münasebetleri düzenlerken ruh ve cesedi birlikte; dini hayatı düzenlerken de ibadetle çalışmayı birlikte ele almıştır.

4. Kişinin tüm hâl ve hareketleri taşıdığı akidenin hayata yansımasıdır.

5. Akidesiz yapılan hiçbir amelin Allah (cc) kalında kıymeti yoktur. “Rablerine küfredenlerin (kâfirlerin) hali şudur: Yaptıkları ameller (boşa gitme bakımından) fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu bir küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şey ellerine geçmez…” (İbrahim, 18)
Bu beş esasın kurtuluş ve saadeti arzulayan herkes için yolumuzu aydınlatan bir fener olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
Akidenin bu öneminden dolayı Allah (cc) kitabında akideye büyük bir yer vermiş, akidenin nefislerde yerleşmesi için ona uzun zaman tanımıştır. Aynı zamanda Mekki dönemdeki ayetlerin tamamı bu mevzuyu işlemiştir. Çünkü akidenin nefislerde yerleşip olgunlaşması zor ve yavaş yavaş meydana gelen bir olaydır. Bu durum neredeyse bedenin gelişip büyümesine eşit bir zamana muhtaçtır. “Hem O’nu, bir Kur’an olarak ayetlere ayırdık ki insanlara dura, dura okuyasın. Biz onu yavaş yavaş (ve ayet ayet yirmi üç yılda) indirdik.” (İsra, 106)
Kur’an’ın bölümlere ayrılması ve insanlara ağır ağır okunması meseleleri her ikisi de ayette arzulanan şeylerdir.
Aynı şekilde şeriatın hükümlerinin uygulanması akidenin kalplerde yerleşmesine muhtaçtır. Bundan dolayı, kendi gayretleri ile bu dini bizlere ulaştıran sahabe-i kiramın gönüllerine, bu akidenin yerleşmesi için ahkâm ayetlerinin inişi Medine’de gerçekleşmiştir.
Ebu’l Hasen en-Nedvi “Müslümanların Gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti” adlı kitabında “Büyük düğüm çözüldü” başlığı altında şunları söylemektedir: bu arada bu kitabın kıymetini hatırlatarak hiçbir kütüphanenin bundan boş kalmamasını, herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ederim-
“…Büyük düğüm çözüldü: Şirk ve küfür düğümü… Diğer düğümlerde kendiliğinden çözülüverdi. Rasulullah ilk cihad bayrağını açtığında her emir ve nehiy için bir cihad usulü takip etmeye ihtiyaç duymadı. İslâm, cahiliyyet ile yaptığı ilk savaşta muzaffer oldu. İçkiyi yasaklayan ayet nazil olduğunda, elleri avuçları şarapla dolu idi. Allah’ın (cc) yüce fermanı içki kadehleri ile yanan ciğerlerle, susayan dudaklar arasında bir set çekiverdi. Şarap fıçıları parçalandı. Medine sokaklarında sel gibi içki aktı. Bir tek kelime; “Yaptıklarınıza son vermeyecek misiniz?”(Maide. 9) Sözü onların atalarından devraldıkları cahili adetleri kökünden yıkmış, paramparça etmişti. Bu suale cevaben: “Son verdik, son verdik” demişlerdi.
Hâlbuki Amerika’da çeşitli gazete ve dergilerde içkinin zararları anlatılmış, konferans, film ve afişlerle içkinin yasaklanmasına çalışılmış, içkiyi kaldırmak için yaklaşık 60 milyon dolar harcanmış, 10 milyon adet bildiri bastırılıp dağıtılmış, çıkarılan kanunların yürürlüğe konması için 250 milyon harcanmış, 300 kişi idamla, yarım milyon kişi de hapisle cezalandırılmıştı. İçki yasağı kanununa uymayanlar yaklaşık 404 milyon Mısır cüneyhi para cezasına çarptırılmıştı. Ancak tüm bu yapılanlar Amerikan halkının içkiye düşkünlüğünü artırmaktan başka hiçbir işe yaramamıştı.
Bu iki durum arasındaki fark nedir? Farkın tespiti çok basittir: Emirlerin uygulanmasındaki asıl faktör kişilerde var olan akidedir.

İşte akide bu dine nispetle bir ağacın gövde ve kökleri mesabesindedir. Gövde yerin derinliklerine kök salmadığı müddetçe ağacın kalın ve yüksek dallarını çekemez. Aynı şekilde akideyi bir binanın temeli olarak kabul edebiliriz. Nasıl ki büyük bir bina için, o binanın üzerine oturacağı temellerin çok sağlam olması gerekiyorsa, üzerine İslâm kanunlarının bina edileceği akide temelinin de aynı şekilde sağlam olması gerekmektedir.

Burada şu gerçek ortaya çıkmaktadır; binanın yükseltilmesine başlanmadan önce temelin sağlam bir şekilde atılması lazımdır. Aksi takdirde bina çöker.
Bu dine davet ettiğimiz insanlarda da durum aynı şekildedir. Onların terbiyesine her şeyden evvel iman esası ile başlamamız lâzımdır. Özellikle bu metod akide mefhumunun karmaşık bir şekil aldığı, herkesin müslüman olduğunu iddia ettiği günümüz insanı için uygulanmalıdır.
Bize düşen Rasulullah’ın takip ettiği metodu takip etmektir. Bu da önce nefislerde akideyi yerleştirmek ve sonra da İslâm’ın fer’i meselelerini onlardan istemekle mümkün olur.
Onlara öğretmemiz gereken meselelere gelince kısaca şöyledir: Rablerinin büyüklüğü, azameti, kâinattaki düzeninin geçerliliği, mülkün sahibi olması, her şeyin tasarrufunun yed’i kudretinde (O’nun elinde) olması, bütün işlerin sonunda O’na döndürülmesi, bütün kullara galip gelmesi, yaratan ve rızık verenin O olması gibi Kur’an ve sünnette geçen vasıflardır.
Bizim işte bu noktadan başlamamız gerekmektedir. Fakat biz, emir ve hüküm sahibi olan rablerini tanımazdan evvel insanlardan şeriatın fer’i meselelerini istersek, tohumları toprak yerine havaya saçmak gibi abes bir işle meşgul olmuş oluruz.
Akidenin bu önem ve hassasiyetinden dolayı Kur’an-ı Kerim’de akide ile ilgili ayetlerin büyük bir bölümü dikkat bildiren “De ki” ifadesi ile gelmiştir. “De ki: O Allah birdir.” (İhlâs, 1)) “De ki, Ey Kâfirler”( Kafirun, 1) “Allah’a ve O’ndan bize indirilene iman ettik deyin.” (Bakara, 136)

Bu arada önemli bir noktaya işaret etmemiz gerekir. O da İslami düşünce ile felsefenin arasının ayırt edilmesidir. İslami düşünce kalpte yerleşir, kişinin duygularını etkiler ve kişinin yaşantısına hal ve hareketlerine akseder. Akide, çoğu zaman insanların yaşantısına, tarihin seyrine damgasını vuran en büyük etkenlerden biri olmuştur. İslam akidesinin gelmesinden sonra insanlık tarihinde meydana gelen müspet değişiklikler bizlere gaib değildir.
Felsefeye gelince o filozofların zihninde dolaşan, hayali aşamayan teorilerden ibarettir. Felsefe insanlığı bir adım bile ileriye götürememiş, teoriden pratiğe aktarılamamış, kalpleri ve insan duygularını etkilemeyen, hayata aksetmesi mümkün olmayan teorilerden ibarettir.
Söz felsefeye gelince burada mühim bir noktaya tembih etmek yerinde olur. Bu da “İslam Felsefesi” diye adlandırılan ilmi okuyanların zihinlerinde tecrübe ile kabul edilen hakikat halini almıştır. O gerçek de şudur:
Rabbani akidinin beşeri yöntemlerle, insan düşüncesiyle insanlara nakledilmesi, kalplere yerleştirilmesi kolay olmayan bir şeydir. Bu yöntem şarap izlerinin kaldığı bir kap ile temiz sütün bir yerden bir yere nakledilmesi mesabesindedir. Bundan dolayı İslam akidesinin felsefi yöntemlerle gerçekleşmesi kolay olmayan bir durumdur. Çünkü bu metot İslam akidesinin nurunu, parıltısını söndürür. Bu şekilde akide özünü safiliğini kaybederek anlaşılması zor bir teori şeklini alır. Halbuki Allah (cc) Kur’an’ın anlaşılmasını kolay kılmıştır.
“And olsun ki, biz Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık; hani düşünüp ibret alanlar?” ( Kamer, 22)
Huccetu’l İslam İmamı Gazali, İmamü’l Harameyn el-Cüveyni ve Fahruddini Razi gibi bazı ilim önderleri akideyi kelam ve mantık yoluyla insanlara nakletmeye çalıştılar, fakat onların bu deneyimleri kötü sonuçlar verdi. Neticede akidevi çelişkilere düşerek nerede ise ayakları kayacak şekle geldiler, İslami düşüncelerinde meydana gelen bu çelişkiler sonunda onları ilmi kelamdan vazgeçmek zorunda bıraktı.
İmamı Gazali “İlcamül avam anilmil Kelam” adlı eserini yazdı ve onda şöyle dedi:

“Kelam ilmi benim hakkımda yeterli ve şikâyette bulunduğum hastalığa çare olmadı.” Başka bir kitabında ise: “Kelam ilmi havasın dışındakilere (avam, sıradan halk) haramdır. “(Faysal et-tefrika Beyne’l İslami vezzındıka, sh. 90, İmamı Gazali)
İmamı Cüveyni ilmi kelamla çokça meşgul olmasından dolayı hayatının son iki senesinde pişmanlığını ifade etti. Cüveyni:
“Acaizin (ihtiyar kadınların) inandığı gibi inanın” diyordu. Eğer Allah’ın lütfü ile hak bana ulaşmazsa ihtiyar kadınların inancı üzere ölüyorum. Ömrümün sonunda son sözüm Kelime-i ihlastır. Yazık olsun İbni Cüveyniye. (Telhisi İblis, sh. 93, İbni Cevzi)
Fahruddin Razi de şöyle diyor: Akılların sahası sınırlıdır. Akılla uğraşan âlimlerin sonu sapıklıktır. Ruhlarımız bedenlerimizden ürkmüştür. Dünyada kazancımız eziyet ve vebaldir. Ömür boyu bahislerimizden istifade etmemişizdir. Ancak kitaplara kılü kâl(Ulemanın ihtilafı (mut)toplamışızdır.(Fıkhı Ekber şerhi, sh)
Milel ve Nihel” adlı kitabın sahibi Şehristani (h. 548) de şöyle der: “Yemin olsun bütün ilim meclislerini dolaştım. O ilim yuvalarına göz gezdirdim. Elini hayretle çenesine koyan yahut pişmanlıktan dişin kırandan başkasını görmedim.”
Evet, bu üç zat ilmi kelamdan döndüler. Fakat ne zaman? İslam akidesini, putperest efsaneleri ile karışık mantık ve Yunan felsefesi içinde boğduktan sonra döndüler.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’tan gelen safi tevhid akidesinin Putperestlikle yoğrulmuş Yunan düşüncesi ile insanlara taşımak nasıl mümkün olsun? Şüphesiz bu muhaldir.

Aynı şekilde bu imamlar usul ilminde söz sahibi üstün şahsiyetlerdi. Usul ilmini mantık ve kelam ilmi ile insanlara aktarmaya çalıştılar. Ve usul ilmini anlaşılması kolay basit iken karmakarışık anlaşılmayacak bir şekle soktular. Eğer bunda bir tereddüdün varsa İmamı Şafii’nin “Er-Risale” adlı eserini oku, kolay ve anlaşılırlığına bak. Ve eğer dilersen İmamı Şafii’nin er-Risalesi ile İmamı Sebki’nin “Cemul-Cerami” ve Kemal İbni Hümam’ın” et-fahrir gibi kitapları ile karşılaştır ve aradaki farkı gör.

Unutulmaması gereken gerçek şu ki Kur’an-ı Kerim Rabbani akidenin kolay ve anlaşılır bir şekilde açıklanmasını üstlenmiştir. Rabbani akidenin beşeri düşünceden oluşan hiçbir vesile ile insanlara aktarılması caiz değildir.
7. Aliyyül Kari; Bu hususta İmamı Şafii şöyle der:

“Kulun küfür dışında nehiy olunduğu herhangi bir şeyle müptela olması kelam ilmi ile müptela olmasından daha hafifti.”
Ahmed b. Hanbel ise: “Kelam ilmi okuyan felah bulamaz”“Kelam âlimleri zındıktandır” buyurmuştur. Bu mevzular bizi bahsi gerekli bazı konulara sevk etmektedir.

EL FURKAN

 

Şeyh Ebu Basir et-Tartusi'nin Kafkasya Cihadı ve Kafkasya Emirliği Emiri Dokku Ebu Osman hakkındaki fetvası

İslamUmma sitesinin yayın ekibi, Şeyh Ebu Basir et-Tartusi (Abdülmunim Mustafa Halime) ile bağlantı kurduğunu ve O'na, Kafkas Mücahidleri ve Kafkasya Emirliği Emiri, Dokku Ebu Osman'la ilgili sorular sorduğunu bildirdi.

Şeyh Ebu Basir konuşmasında cevaben, Kafkasya Emirliği ve Mücahidlerin Emiri Dokku Umarov hakkındaki görüşlerini açıkladı. Mücahidlere selam söyledi ve yine "Kafkasya Mücahidlerini çok sevdiğini; Emir Dokku Umarov'u büyük bir Mücahid olarak takdir ettiğini. Ayrıca Kafkasya Mücahidlerini desteklediğini ve onların yanında olduğunu bildirdi."

Yine Şeyh Ebu Basir et-Tartusi, Kafkasya Emirliği Baş Kadısı ve Dağıstan Emiri Seyfullah Gubdenski'nin şehadetini duyduğunu, Onunla beraber olanların ve tüm kardeşlerin acısını paylaştığını belirterek taziyesini iletti.

Ve sonra Irak'ta, Filistin'de, Kafkasya'da ve tüm dünyadaki Mücahidler için dua etti.

Şeyh ayrıca yazılı formda bir fetva yayımladı ve şimdi bazı şeylerin gerekmesi durumunda kendisiyle irtibata geçmek için bir yol olduğunu söyledi.

Ve söz konusu fetvası, aşağıdaki gibidir:

Soru: Kafkasya'daki Cihadın içinde bulunduğu bu periyotta Mücahid liderliği için ne gereklidir ve ne tavsiye edilir?

Cevap: Âlemlerin rabbi olan Allah'a hamdü senalar olsun! Dokku Umarov'un komutası altındaki Mücahidler, Şeriata göre ülkelerinin ve halklarının yasal yöneticileridir. Ve onlara boyun eğmeleri ve onlarla işbirliği yapmaları, halkın üzerine farzdır. Cihadın Emirleri, yöneticileri ise Allah'ın kullarının faydasına bakmak zorundalar ve halklarını önemsemelidirler. Onlara karşı merhametli ve yakın olmaya çalışmalı ve onlar için iyi olana çok dikkat etmelilerdir. Tüm düşmanlardan ve işbirlikçilerden (yerel münafıklar arasından) önde olmalıdırlar.

Ve halkın Mücahidlere yakın olduğu her zaman, durum ve hareketler düşmanlar için zorlaşacaktır.

Ve eğer halk Mücahidlerden ayrılırsa, o takdirde halk düşmana yardım edecek, düşmana teslim olacak ve arkalarından Mücahidleri ifşa edeceklerdir. Ve böylece düşmanın sahip olduğu modern silahları kullanarak Mücahidleri yok etmelerine bir yardım olacaktır. Şu an da başardıkları gibi...

Savaşın farklı çeşitleri vardır; herkesin üzerinde ittifak ettiği açık (muhkem) savaş ve belirsiz (müteşabih) savaş. Ve ne zaman bir savaş açık olana yaklaşsa bu hem dünya hem cennet- her ikisi için büyük bir nimet ve ödül olarak kabul edilecektir.

Cihaddaki tüm eylemler, uygulanmalarından evvel iki kriterden kaynaklanır.

Bunlar arasından birincisi; Şeriata olan uygunluğudur(ilişkisidir).

İkincisi ise: sebep olduğu faydalarının bakışı açısından değerlendirmedir- zararlı olmaktan ziyade daha faydalı olup olmamasıdır ya da tam tersi? Ve sonra, buna dayanarak bir karar alınmalıdır.

Ve genel olarak bu mevzu üzerinde "Cihad ve Şer'i Politikalar" adında bir kitabımız mevcuttur ve size ona göz atmanızı tavsiye ederiz. Orada, bu konuya ilişkin bilgileri içeren birçok örnek verdik. Şimdi bu konuya dönmek gereksizdir ve burada, Arapça orijinal indirilebilir .doc belgesi bağlantı linki: «Cihad ve Şer'i Politikalar» الجهاد والسياسة الشرعية

Ebu Basir et-Tartusi 2010

***

Kavkaz Center


Fetvanın Arapça Orijinali:

ما  يجب و ما يستحب لقيادة المجاهدين في هذه الفترة التي يمر بها الجهاد في القوقاز؟

جـ: الحمد لله رب العالمين. المجاهدون بقيادة الأمير " دكو أماروف "، هم الولاة الشرعيون للبلاد والعباد، فعلى الناس أن يدخلوا في طاعتهم وموالاتهم، وعلى أمراء الجهاد بالمقابل أن ينظروا في مصالح العباد ويُحسنوا رعايتها .. وأن يكونوا أقرب إلى الناس وأرحم بهم، وأغير على مصالحهم من العدو، وعملائه


كلما كانت الشعوب أقرب إلى المجاهدين .. كلما صعبت المهمة على العدو .. وكلما كان الشعوب بعيدة عن المجاهدين، كاشفة لظهورهم .. كلما سهلت مهمة قتالهم واستئصالهم من قبل العدو الذي يتمتع بآلة عسكرية متطورة

ساحات القتال منها المتشابه ومنها المحكم؛ فكلما كان القتال أقرب إلى الساحات المحكمة المتفق عليها كلما كان أكثر بركة وقبولاً في السماء والأرض.
أيما عمل جهادي يجب أن يخضع لمعيارين قبل القيام به: أولاً موافقته للشرع، ثم النظر في المصلحة المترتبة عليه؛ هل ترجح المصالح على المفاسد أم العكس .. وعليه يتم التقرير


وعلى العموم لنا كتاب بعنوان " الجهاد والسياسة الشرعية " ننصح بمراجعته، ففيه جملة من التوجيهات ما يغني عن إعادتها هنا، وهذا هو رابطه الجهاد والسياسة الشرعية



 
Diğer Makaleler...
Bir Hadis