İslam’da İtaat Kavramı

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a (c.c) Salat-ü selam onun kutlu nebisi olan Muhammet (a.s) Sahabesine ve kıyamet gününe kadar Allah’ın ve Resul’ünün emirlerine bağlı kalan mü’minlerin üzerine olsun.

Gönderdiği ilahi ölçüler ile bireyin ve toplumun yaşantısını düzenleyen yüce Allah bireyin topluluk içerisindeki sorumluluklarını en ince ayrıntısına kadar açıklamıştır. Zira toplumun yaşam düzeni kendisini oluşturan bireylerin sorumluluklarına bağlı kalmaları ile sağlanabilmektedir.

Genel olarak insanların ve özel olarak Allah’a ve ahiret gününe inanan müminlerin Allah’a karşı sorumlulukları bulunmaktadır. İnsanın Allah’ı tanıyarak iman etme gibi bir yükümlülüğü varken bu sorumluluğu yerine getiren müminlerin hayatın bütününün Allah’ın gönderdiği ölçülere uygun bir biçimde yaşanabilmesi için mücadele etme zorunluluğu vardır. Bu bir manada onun yüklenmiş olduğu emanetin yerine getirilmesinin diğer bir adıdır. Çünkü Allah (c.c) emaneti (sorumluluk yükü) göklere, yere ve dağlara arz etmiş onlar da bu emaneti yüklenmeye yanaşmayıp çekinmiş iken insan bu emaneti yüklenerekten ilahi sorumluluğun altına girmiştir. Bu sorumluluğun hakkıyla yerine getirilmesinin neticeleri ilk olarak saadet, huzur ve güven dolu bir yaşam sonrasında ahiret hayatında Allah’ın ilahi rızası, ebedi ve sermedi nimetleri olacak iken aksi taktirde hayatın fitneler ve kaoslar ile çalkalanmasının ardından ahiret hayatında ilahi rıza ve merhametten mahrum hazin bir son ile karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır. Elbette bu sorumluluğun yerine getirilebilmesi ve beraberinde hayatın tamamının Allah’ın gönderdiği ilahi ölçülerle düzenlenmesi neticesine ulaşmak suretiyle elde edilecek başarı bir takım önemli unsurlara ihtiyaç duymaktadır.

Ele aldığımız konu olan “İslam Cemiyetinde (topluluğunda) Verilen Emirlere İtaatin Gerekliliği” bu unsurlardan önemli bir tanesi olarak önümüze çıkmaktadır. Dolayısıyla bu meselenin İslam topluluğu içerisindeki fonksiyonunun ne olduğunu yüce Rabbimizin kitabı olan Kur’an-ı Kerim’den, Kur’an-ı Mübin’in müfessiri ve mübelliği olan Muhammed (s.a.v) sünnetinden ve İslam tarihinin müspet ve menfi olan hadiselerinden aydınlanarak izah etmeye çalışacağız.

Öncelikle konunun mahiyetinin ne olduğunu açıklamamız meselenin anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.

İtaat verilen emrin yerine getirilmesi demektir. Verilen cevap nasıl ki sorulan bir sorunun neticesi ise itaatte verilen emrin neticesinde meydana gelen eylemdir. Müslüman topluluğun İslami hayatı hedefleyen birlik hareketlerini emir ve itaat ile sürdürmesi ayrılığa ve tefrikaya düşmeden güç kaybına uğramadan ilerlemesini sağlar. Çünkü emre itaatin bulunmadığı bir toplulukta ayrılık kaçınılmazdır. Bu ayrılık beraberinde zafiyet ve acziyet getirir. İslam bu tür acı neticelerin meydana gelmemesi için topluluğun işleyişini ilahi bir metotla düzenlemiştir. İşte bu metodun adı emre itaattir. Yüce Rabbimizin Enbiya suresinin 22. ayeti kerimesinde “Göklerde ve yerde Allah’tan başka ilahlar olsaydı her ikisi de fesada uğrardı” demesi gökler ve yerin düzeninin tek emir sahibi olan Allahu tealanın komutuna bağlı bulunduğunu ifade etmektedir. İmamı Maverdi ve onun dışındaki bazı İslam âlimleri bu ayeti delil alaraktan Müslümanların idaresinin bir şahısta toplanması ve ona itaat edilip muhalefet edilmemesi gerektiğini belirtmişlerdir. Yine Hz. Ebu Bekir hicretin dokuzuncu senesinde hac emiri olarak Mekke’ye gönderildikten sonra peşinden Hz. Ali’nin tevbe suresinin ilk ayetlerini insanlara tebliğ etmek amacı ile Rasûlüllah (s.a.v) tarafından kendi devesi üzerinde gönderilince Hz. Ebu Bekir’in sen emir olarak mı yoksa memur olarak mı gönderildin demesine karşılık Hz. Ali’nin ben memur olarak gönderildim demesi İslam cemiyetinin işlerinin düzen içerisinde gerçekleşmesinin emir ve itaate ne denli bağlı bulunduğunu bildirmesi bakımından son derece önemlidir. Zira aynı hedefe ulaşmak için bir araya gelen cemiyetin fertlerinin bir iken onlara, yüzlere ve binlere ulaşan sayılarını sevki idare etmek bu ilahi metodun dışında mümkün değildir. Bu ilahi metodu ilk olarak yüce Rabbimizin kitabı olan Kur’an-ı Kerim ile anlatacağız.

KUR’AN-I KERİM’DE İTAATİN EMREDİLMESİ

Kur’an-ı Kerim’de itaati emreden ayetler çokça bulunmaktadır. Ancak bu ayetlerin büyük bir çoğunluğu Allah’a ve Rasulune itaati işlediğinden biz hem Allah ve Rasulune hem de emir sahiplerine itaat etmeyi emreden Nisa suresinin 59. ayeti kerimesini başta olmak üzere Allah ve Rasulune itaat ile beraber Müminlerin anlaşmazlığa düşmesini yasaklayan Enfâl suresinin 46. ayeti kerimesini açıklama üzerinde duracağız. Yüce Rabbimiz Nisa suresi 59. ayeti kerimesinde şöyle buyuruyor:

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُوْلِي الْأَمْرِ مِنْكُمْ فَإِنْ تَنَازَعْتُمْ فِي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى اللَّهِ وَالرَّسُولِ إِنْ كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا – النساء:59

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiblerine de (itaat) edin. O halde bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız artık onu Allah’a ve peygambere arz edin. Bu hem hayırlı hem de netice itibari ile daha güzeldir.”

Görüldüğü gibi ayeti kerimede Allah’a itaatin şer’i bir sorumluluk olduğu belirtilmektedir. Ulûhiyetin en önemli özelliklerinden birisi şeriat indirmektir. Şeriatı ilahiyeyi tatbik etmek mecburiyeti vardır. İman edenler önce Allah’a sonra da peygamberine itaat edip uymak mecburiyetindedirler. Şu halde peygambere itaat etmek ona bu şeriatı gönderen ve hadislerle açıklattıran Allah’a itaat demektir. Onun yüce sünneti ile verdiği hükümler tatbik edilmesi mecburi olan Allah’ın şeriatının bir parçasıdır. Kur’an’ın açıkça beyanına göre imanın varlığı ve yokluğu bu şeriatı tatbik etmeye ve bu şeriatın emirlerine uymaya bağlıdır.

Emir sahiplerine gelince onlara itaat de üçüncü aşamada zikredilmektedir. Müminlerden olan Mümin emir sahiplerine yani Allah’a ve Rasulune itaat eden yasama sorumluluğunu ve hâkimiyet telakkisini sadece Allah’a bırakmak bütün yaşam telakkisini yalnız ondan almak gibi sınırları ve şartları ayeti kerimede belirtilen hususları yerine getiren emir sahiplerine…

Ayeti kerime Allah’ı itaati ve O’nun tarafından gönderilmiş olmasından dolayı peygambere itaati esas kabul ediyor. Emir sahiplerine gelince bunu “Sizden” kaydı ile Allah’a ve Rasulune itaat etmeye bağlıyor. “İtaat ediniz” kelimesi Rasulullah’a itaat hususunda ikinci defa tekrarlanmış olduğu halde emir sahiplerine itaat hususu zikredilirken tekrarlanmıyor. Böylece onlara itaat hususunun onların Allah’a ve Rasulune itaat etmelerine bağlı olduğunu itaat yetkilerine Allah’a ve Rasulune itaat keyfiyetinden aldıklarını takrir etmiş oluyor.

Rabbimiz Allah (c.c) Enfâl suresinin 46. ayeti kerimesinde ise şöyle buyuruyor:

وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ – الأنفال:46

“Allah’a ve Rasulune itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Yoksa başarısızlığa düşersiniz ve kuvvetiniz gider. Sabredin şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”

Müslüman topluluğun Allah’a teslim olmuş bir vaziyette savaşa girmesi ayette işaret edilen ayrılık sebeplerini ortadan kaldırıp bitirir. İnsanlar ancak komut ve prensipleri yönünden ayrılığa düştükleri fikir ve düşüncelere arzu ve hevesler yön verdiği zaman birbirleriyle münakaşa ve mücadele ederler. Ama Allah ve Rasulune itaat etmek suretiyle teslim oldukları zaman aralarındaki münakaşa ve mücadelenin en mühim sebebi kendiliğinden yok olup ortadan kalkar. Hatta bir mesele hakkında çeşitli fikirler öne sürülse dahi fikirlerin farklılığı münakaşa ve ayrılığa yol açmaz. Ancak şahsi heves ve ihtirastır ki hakkı açıkça gördüğü halde insanı kanaatinde ısrar ettirir. Bu insan kendi “şahsını” terazinin bir kefesine hakkı öbür kefesine koyup şahsını hakka tercih etmek gibi acıklı bir duruma düşer. Müslüman topluluğun mücadelesini sürdürürken Allah’a ve Rasulune bağlı olan emir sahiplerine gönülden ve yürekten itaat etmek suretiyle bu tür hazin durumlara düşmemesi hareketin başarısı için son derece önemlidir. Bunun sağlanması topluluk içeresindeki bütün fertlerin itaat ruhu ile mücadeleye katkıda bulunup ayrılığa çekişmeye sebebiyet verecek her türlü davranış ve hareketten şiddetle kaçınmasına bağlıdır.

SÜNNETTE İTAATİN EMREDİLMESİ

Rasulullah (s.a.v) hadisi şeriflerinde emir sahiplerine itaatin gerekliliği üzerinde hassasiyetle durmuştur. Bu hadisleri arz etmemiz meselenin ehemmiyetini daha da netleştirecektir. 1- Ebu’n-Necih el-İrbad b. Sariye dedi ki: Rasûlüllah (s.a.v) bize kendisinden kalplerin ürperdiği ve gözlerin yaşardığı bir vaazü nasihat verdi. Biz ya Rasulellah bu veda eden bir kimsenin vaazına benziyor bize tavsiyede bulunur musun dedik. Size Allah’tan korkmanızı başınıza bir köle tayin edilse dahi işitip itaat etmenizi tavsiye ediyorum dedi. Zira sizden kim yaşayacak olursa ilerde bir çok ayrılık (ihtilaf) görecektir. Böyle bir durumda siz benim sünnetime ve benden sonra hidayet üzere olan Raşit halifelerimin sünnetine tutununuz. Onu azı dişlerinizle ısırınız (bağlı kalınız) (Ebu Davud, Tirmizi)

Peygamber efendimiz Muhammed (a.s) bu vaazu nasihatini hadis kaynaklarında geçtiği üzere sabah namazından sonra gerçekleştirmiştir. Tesir gücünün ne boyutta olduğunu sahabe-i kiramın infiali göstermektedir. Rasûlüllah (s.a.v) ümmetini iyi olduğunu bildiği şeye davet ederken, kötü olduğunu bildiği şeyden sakındırma hususunda azami gayret sarf etmiştir. Bu vaazu nasihatinde de alışılagelmişin çok üstünde bir konuşma gerçekleştirmiştir. Bundan dolayı ashabı kiram Rasulullah’ın bu fevkalade durumun fark edip kendisinden nasihat talep etmişlerdir. Peygamber efendimiz ilk olarak Allah’tan korkmayı tavsiyede bulunmuştur. Allah’tan korkmak genel olarak emredilen şeylere itaat ve yasaklanan şeylerden kaçınmayı ihtiva ederken Rasûlüllah (a.s) ümmetin bekasını birliğini ve gücünün yegâne teminatı olan emir sahiplerine itaati velev ki köle dahi olsalar özel olarak tavsiyede bulunmuştur. Ayrıca hadisin geri kalan bölümünde peygamber efendimizin ileriki zamanlarda bir takım ihtilafların ortaya çıkacağını bildirmesi onun bir mucizesi olarak önümüze çıkmaktadır. Böyle bir durumda Rasulullah’ın sünnetine ve onun hidayet üzere olan Raşit halifelerinin sünnetine (yoluna) büyük bir ciddiyet ve kararlılıkla tutunmak İslam ümmeti için tek çare ve çözüm olarak bu benzersiz nasihatlerin arasında yer almaktadır.”

2- Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş bana karşı gelen Allah’a karşı gelmiş olur. Emir sahibine itaat eden bana itaat etmiş olur, emir sahibine karşı gelen bana karşı gelmiş olur. (Buhari, Cihad, 109; Müslim, İmare, 32) 3- İbni Abbas (r.a)’dan rivayet edildiğine göre, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bir kimse emirinden (yöneticisinden) hoşa gitmeyen bir şey görürse sabretsin. Zira kim emirine itaatten bir karış dışarı çıkarsa cahiliye devrinde ölmüş gibi olur.” (Buhari, fiten, 2; Müslim, imare, 56) 4- Ebu Bekre (r.a) Rasulullah (s.a.v) şöyle buyururken dinledim dedi: “Kim ki yöneticiyi basite alırsa, Allah’da onu basitleştirir.” (Tirmizi, fiten 47)

Bu üç hadisi şerifte peygamber efendimiz (s.a.v) emir sahiplerine itaat etmeyi kendisine ve dolayısıyla Allah’a itaate bir tutmakta ve bu sözüyle kim peygambere itaat ederse gerçekten Allah’a itaat etmiş olur. (Nisa suresi: 80) ayeti kerimesine işaret etmektedir. Müslüman topluluğun huzur ve selameti İslamiyet’in gereği gibi yaşanması dolayısıyla dinin güçlenmesi başta sağlam bir idare ve idareciye bağlıdır. Müslümanlar yöneticileri etrafında kenetlendikleri ve aralarına herhangi bir bozgunculuğun girmesine meydan vermedikleri takdirde hiç bir düşman onların birliğini ve dirliğini bozamaz. Müslümanların idarecilerine destek vermesi yapılarını güçlendirir. Aynı zamanda yapının görevlerini mükemmel bir şekilde yapmasını sağlar. Aksi takdirde Müslümanların idarecilerine bağlılık sözü verdikten sonra ayrılığa düşüp itaatten uzaklaşmaları ve dolayısıyla desteklerini çekmek suretiyle aleyhte davranışların içine girmeleri cemiyetin zayıflamasına ve aktivitesinin yitirmesine sebebiyet verecektir. Böyle bir tutum sergileyerekten bozguncu bir tavır takınmak Müslüman idarecilerden dolayısıyla İslam topluluğundan kopmaktır. Efendimizin ifadesi ile emir sahibinin itaatinden bir karış dahi ayrılmak Müslüman topluluğun başsız kalıp dağılmasına yol açar. Buna sebep olan kimseler de tıpkı cahiliye devrinde olduğu gibi düzeni bozuk bir toplumda ölmeye mahkûm olurlar. 5- Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Zorlukta (fakirken), kolaylıkta (zenginlik) dinç iken aciz iken ve başkası sana tercih edilirken bile söz dinleyip itaat etmen şarttır.” (Müslim, İmare, 35) ” 6- Ebu Huneyd Vail ibni Hucr (r.a) şöyle dedi: “Seleme ibni Yezid el-Cufi Rasûlüllah (s.a.v)’e ya Nebiyyallah başımıza kendi haklarını isteyen fakat bizim haklarımızı bize vermeyen yöneticiler tayin edilirse bize ne yapmamızı emredersin. Peygamber efendimiz yüz çevirerekten onun bu sorusuna cevap vermedi. Sonra tekrar sorunca Rasûlüllah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Onların sözünü dinleyip itaat edin. Onlar yapmaları gerekenden siz de yapmanız gerekenden sorumlusunuz.” (Müslim, İmare, 49) 7- Abdullah İbni Mesud (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (s.a.v) benden sonra adam kayırma olayları ve görmeye alışmadığınız işler meydana gelecektir buyurdu. Bunun üzerine ashabı kiram ya Rasûlüllah bizden o günleri görenlere ne emredersiniz diye sordular. Yapmanız gereken görevleri yaparsınız hakkınız olan şeyin size verilmesini Allah’tan niyaz edersiniz, dedi.” (Buhari, Müslim)8- عن عبادة ابن الصامت رضي الله عنه قال: “بايعنا رسول الله صلى الله على السمع والطاعة في العسر واليسر والمنشط والمكره وعلى أثرة علينا وأن لا ننازع الأمر أهله وعلى أن نقول بالحق أينما كنا لا نخافوا في الله لومة لائم”8- Ubade İbni Samid (r.a) dedi ki, Biz zorlukta, kolaylıkta, dinç iken aciz iken bize tercih olunmalarda (dünya işlerinde emir sahiplerinin menfaatleri kendilerine ve kendilerine yakın olanlara has tutmaları) emir sahibi ile emri çekişmeyeceğimize ve nerede olursak olalım hakkı söyleyeceğimize bu hususta kınayanın kınamasından korkmayacağımıza dair Rasulullah’a biat ettik. (Buhari, Müslim) ”

9- Ebu Zer (r.a) dedi ki: “Dostum (Muhammed (a.s)) azaları kesik bir köle dahi olsa onun sözünü dinleyip itaat etmemi bana tavsiyede bulundu.” (Müslim)

 

10- عن يحيى ابن حصين قال سمعت جدتي تحدث أنها سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يخطب في حجة الوداع وهو يقول “ولو أُستعمِل عليكم عبد يقودكم بكتاب الله فاسمعوا له وأطيعوا”

10- Yahya İbni Huseyn dedi ki: Ben büyükannemi Rasûlüllah (s.a.v) veda haccında hutbe verirken işittiğini anlatırken duydum. Rasûlüllah şöyle diyordu: Sizi Allah’ın kitabı ile sevki idare eden bir köle dahi size emir tayin edilse onun sözünü dinleyip itaat edin. (Müslim, İmare 61)

Bu iki hadiste peygamber efendimiz cemiyetin liderine önderine karşı itaat sorumluluğunu yerine getirmesini en özlü bir şekilde beyan etmiştir. Zira insan tabiatı itibarı ile her yönden kendisinden üstün olan birilerine itaat etmek ister. Bunu Calut ve ordusuna karşı İsrailoğullarına komutanlık yapan Talut’un kıssasında görmekteyiz. Hani kavmi onun Allah tarafından hükümdar olarak gönderilmesine itiraz ederlerken şöyle demişlerdi. “Biz hükümdarlığa ondan daha layık olduğumuz halde ve mal yönünden ona bir genişlik verilmemişken üzerimize onun hükümdar olması nasıl olur.” Yönetici bir köle dahi olsa ona itaatin gereği üzerinde hassasiyet ile duran Allah Resulü insanın bu tabiatını hikmetli bir şekilde terbiye etmiştir.

Bu arada kişi itaat etme ile diğer amellerde olduğu gibi gücünün yettiği kadarıyla mükelleftir. 11- Abdullah İbni Ömer (r.a) şöyle dedi: “Rasûlüllah (s.a.v) sözünü dinleyip itaat etmek üzere biat ettiğimiz zaman bize gücünüz yettiği kadar derdi.” (Buhari, Ahkam 43; Müslim, İmare 90)

1- عن أبي نجيح العرباض بن سارية رضي الله عنه قال: وعظنا رسول الله صلى الله عليه وسلم موعظة وجلت منها القلوب وذرفت منها العيون فقلنا يا رسول الله كأن ها موعظة مودع فأوصنا قال “أوصيكم بتقوى الله والسمع والطاعة وإن تأمّر عليكم عبد فإنه من يعش منكم فسيرى إختلافا كثيرا فعليكم بسنتي وسنة الخلفاء الراشدين المهديين من بعدي عضوا عليها بالنواجذ……”

2- عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم “من أطاعني فقد أطاع الله ومن عصاني فقد عصى الله ومن يطع الأمير فقد أطاعني ومن يعصى الأمير فقد عصاني

3- عن ابن عباس رضي الله عنهما أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال “من كره من أميره شيئا فليصبر فإنه من خرج من السلطان شبرا مات ميتة جاهلية”

4- عن أبي بكرة رضي الله عنه قال سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول “من أهان السلطان أهانه الله”

5- عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم “عليك السمع والطاعة في عصرك ويسرك ومنشطك ومكرهك وأثرة عليك”

6- عن أبي هنيد وائل بن حجر رضي الله عنه قال: سأل سلمة ابن يزيد الجعفي رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال يا نبي الله أرأيت إن قامت علينا أمراء يسألون حقهم ويمنعون حقنا فما تأمرنا فأعرض عنه ثم سأله فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم “إسمعوا وأطيعوا فإنما عليهم ما حملوا وعليكم ما حملتم

7- عن عبد الله ابن مسعود رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم “إنها ستكون بعدي أثرة وأمور تنكرونها قالوا يا رسول الله! كيف تأمر من أدرك منا ذلك؟ قال تؤدون الحق الذي عليكم وتسألون الله الذي لكم”

Yukarıda geçen bütün hadisi şerifler İslam cemiyetinin birliğinin bozulmaması ve meydana gelen yanlışlıkların sükunet ve vakar ile düzeltilmesi gerektiğini hatırlataraktan bireylerin itaatinin müspet gelişmelerin sağlanması için kaçınılmaz bir gereklilik ve sorumluluk olduğunu belirtmektedir. Ayrıca bu hadislerin müşterek bir şekilde kendisine vurgu yaptıkları önemli bir nokta itaat mefhumuna güzel ve rahat durumlarda hak ve hukukun yerine getirildiği ortamlarda riayet edilmesi gerektiği gibi böyle olmayan zorluk ortamlarında ve idarecilerin topluluğun haklarını gözetmediği yanlış tutumlar sergilediği durumlarda da riayet edilmesi gerekir. Zira Müslüman bireyin İslam topluluğu içerisindeki varlığının temel gayesi şahsi menfaatleri değil İslami maslahat ve menfaatlerin gerçekleşmesine katkıda bulunmaktır. Fertlerinin böyle bir ruh haline sahip olduğu bir cemaat ancak Allah’ın yüce dini olan İslam’ın yeryüzüne hakim olması için gerekli olan mücadeleyi ortaya koymak şerefine ulaşabilir.

9- عن أبي ذر رضي الله عنه قال: “إن خليلي أوصاني أن أسمع وأطيع وإن كان عبدا مجدع الأطراف

Kişi Gücünün Yettiği Kadar İtaat Etmekle Sorumludur:

11- عن ابن عمر رضي الله عنهما قال: “كنا إذا بايعنا رسول الله صلى الله عليه وسلم على السمع والطاعة يقول لنا فيما استطعتم”

İTAAT ANCAK MA‘RUFTADIRDaha önce Nisa suresinde geçtiği üzere emir sahiplerine itaat ancak Allah ve Resulüne bağlı kalmaları ile meşruiyet kazanır. Peygamber efendimiz de itaatin yalnızca ma’rufta olduğunu birçok hadisinde beyan etmiştir. 12- Abdullah ibni Ömer (r.a)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bir Müslüman günah işlemesi emredilmediği sürece sevdiği ve sevmediği bütün konularda işitip itaat etmesi gerekir. Bir günah işlemesi emredildiği zaman ise kimseyi dinleyip itaat etmez.” (Buhari, Ahkâm 4; Müslim, İmare 38)

Bir idareci emirlerine itaat edildiği sürece başarılı olur. Aksi halde idareciliğin hiçbir anlamı kalmaz. Bu durumda emir sahibi olan kimseler yönettiği kimselere doğruyu ve uygun olanı emretmelidir. Ancak böyle yaparsa emrine uyan bir topluluk ortaya çıkar. Emir sahibi kimselerin verdikleri emirlere itaatın bir istisnası vardır. O da verilen emirlerin şeriata uygun olmamasıdır. Bu din emir sahiplerine itaat etmeyi kesin bir şekilde emrederken diğer taraftan masiyet sayılan dine muhalif hususlarda emir sahiplerine itaat sahiplerine itaat etmemeyi de kesin bir şekilde yasaklamıştır. Emir sahiplerinin dine ters düşen emirlerine kesinlikle uymamak gerektiğini anlatan şu hadiseyi anlatmakta fayda vardır: Bir defasında peygamber efendimiz hazırladığı müfrezenin başına Abdullah bin Huzafe (r.a) komutan tayin etmiş, mücahitlere de kumandanlarına itaat etmelerini emretmişti nasıl olduysa yolda giderken Abdullah İbni Huzafe askerlerin bazı hareketlerine öfkelendi onlara Rasûlüllah (s.a.v) bana itaat etmenizi emretmedi mi diye sordu. Onlarda evet emretti dediler. Bunun üzerine kumandan haydi bana odun toplayıp getirin, dedi. Mücahitler odunları toplayıp getirince onları yakmalarını söyledi. Ateş yakılıp da alevler yükselince mücahitlere ateşe girmelerini emretti. Hepsi de sahabe olan mücahitlerin bir kısmı duraksadı bir kısmı ise komutanın emrinin yerine getirmek için hazırlanmaya başladı. Kumandan bu akıl dışı emrine uymayanlar arkadaşlarını ne yapıyorsunuz siz, biz cehennem ateşinden kaçarak Rasulullah’a sığınmış kimseleriz şimdi ateşe nasıl atılırız diye uyardılar. Onlar meseleyi tartışırken ateş söndü. Komutanın da sinirleri yatıştı. Medine’ye döndükleri zaman olayı Rasûlüllah efendimize anlattılar o zaman peygamber efendimiz şöyle buyurdu: Eğer mücahitler o ateşe girselerdi kıyamet gününe kadar oradan çıkamazlardı. Çünkü yöneticiye itaat maruf olan emirler için söz konusudur. (Buhari, Meğazi 59)

12- عن ابن عمر رضي الله عنهما قال: “على المرء المسلم السمع والطاعة فيما أحب وكره إلا أن يؤمر بمعصية فإذا أمر بمعصية فلا سمع ولا طاعة”

Böylelikle emir sahiplerine karşı her fert için takip edilmesi gereken ölçüleri ortaya koyan İslam dini kişinin Allah’ın şeriatından ve Rasulullah’ın sünnetinden mutlak bir güven duymasını sağlar. Bu durumda İslam cemiyetinin değerli bireyleri inancından, canından, aklından ve dünya ahiret akıbetlerinden emin bir şekilde hadiselere bakıp değerlendirirler. Topluluk içerisinde bireylerin emir sahibi olan yöneticilere itaat etmek suretiyle bağlı kalmaları dolayısıyla sahip oldukları en büyük değerlerinden bir tanesi olan iradelerini komut kademesinin emirlerine amade kılmaları, yöneticilerin Allah’ın ve Resulünün itaatine harfiyyen kusur göstermeden uymalarına bağlıdır. Aksi bir durum tezahür ettiğinde bireylerin yukarıda geçen hadisede sahabe-i kiramın İslam dininin gayelerine muhalif bir emre karşı koydukları tavrın aynısını ortaya koymaları onların en önemli sorumlulukları arasında yer almaktadır. Zira bireylerin bu tutumu İslam cemiyetinin sabiteleri üzerinde bekasının yeğane teminatıdır. Hz. Ömer döneminde yaşanan şu manidar hadise Müslümanların yöneticilerine karşı nasıl bir tutum içerisinde olmalarının gerektiğini belirtmektedir. Bir gün Hz. Ömer minberde iken ben Allah’a ve Resulüne itaat edersem sizin de bana itaatiniz vacip olur. Eğer ben Allah’a ve Resulüne itaat etmezsem der … ve sözüne devam edemez. Bir gencin ayağa kalktığı görülür. O takdirde biz seni kılıçlarımızla yola getirmesini biliriz der. Hz. Ömer delikanlının bu davranışını memnuniyetle karşılar ellerini kaldırır “Allah’ım sana şükrederim, şayet ben sana isyanda bulunursam beni kılıçlarıyla bile olsa yola getirecek kulların vardır der.” Bir başka olayda ise Rasûlüllah (s.a.v) Mekke’nin fethinden sonra Halid b. Velid’in komutasında aralarında Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’ın da bulunduğu bir topluluğu Cüzeyme oğullarını İslama davet etmek için gönderdiğinde meydana gelenler itaatin sınırlarını belirleme açısından son derece önemlidir. Cüzeyme oğulları kendilerini İslama davet eden Halid b. Velid’e Müslüman olduk demeyi bilemeyip bunun yerine Türkçede dinden döndük manasına gelen “صبئنا” ifadesini kullanınca Halid b. Velid onları öldürüp esir almaya başladı. Sahabeden herkese esir verip daha sonra o esirleri öldürmelerini emretti. Abdullah b. Ömer bu emre Allah’a yemin ederekten ne kendisinin ne de ashabının itaat etmeyeceğini söyledi. Peygamber efendimize gelip durumu ona anlattıklarında efendimiz ey Allah’ım! Ben Halid’in yapmış olduğu şeyden beriyim deyip bunu iki defa tekrarladı. Böylelikle sahabe-i kiramın maruf olmayan bir hususta itaat etmemelerini kendi ifadeleri ile onayladı.

YÖNETİCİLİĞE TALİP OLMAMAK

İslam cemiyetinin yapısını oluşturan Müslüman bireylerin ulvi gayesi olan Allah’ın yüce rızasını elde ederekten ahirette ebedi kurtuluşa nail olmak kendilerini şahsi ve nefsani bir takım heves ve ihtirasların peşinden gitmekten muhafaza edecektir. Yüce Rabbimiz Kasas suresinin 83. ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır: “İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuk yapmayı istemeyenlere nasip ederiz. Sonunda kazançlı çıkanlar fenalıktan sakınanlardır.” Ayeti kerimede sözü edilen ahiret yurdu Allahu Tealanın Mümin kullarına ikram edeceği cennettir. Cenneti kazanabilmek yeryüzünde böbürlenmemek, hakkı olmayan bir şeye göz koymamak, yapamayacağı işlere talip olmamak ve netice itibari ile bozgunculuk yapmamaya bağlıdır. Ömer İbni Abdulaziz’in vefat edeceği zamana kadar tekrar tekrar okuyup durduğu bu ayet Allah’a boyun eğmenin, O’na teslim olmamın, O’nun verdiğine kanaat etmenin ve hak etmediğini istememenin önemini ortaya koymaktadır. Peygamber efendimiz yöneticiliğe talip olmanın hayırlı bir istek olmadığını şöyle beyan ediyor.

1- عن أبي سعيد عبد الرحمن بن سمرة رضي الله عنه قال: قال لي رسول الله صلى الله عليه وسلم “يا عبد الرحمن بن سمرة لا تسأل الإمارة فإنك إن أعطيتها عن غير مسئلة أعنت عليها وإن أعطيتها عن مسئلة وكلت إليها…”

1- Ebu Said Abdurrahman İbni Semura (r.a) şöyle dedi: Rasûlüllah (s.a.v) bana şöyle buyurdu: Ey Abdurrahman İbni Semure kimseden yöneticilik görevi isteme. Zira bu görev sen istemeden verilirse bu görevinde sana yardım olunur (Allah tarafından). Eğer sen istediğin için verilirse onunla baş başa bırakılırsın (Allah tarafından sana yardım olunmaz). (Buhari, Müslim)

2- عن أبي ذر رضي الله عنه قال قلت يا رسول الله صلى الله عليه وسلم “ألا تستعملني؟ فضرب بيده على منكبي ثم قال يا أبا ذر! إنك ضعيف وإنها أمانة وإنها يوم القيامة خزي وندامة إلا من أخذها بحقها وأدى الذي عليه فيها”

2- Ebu Zer (r.a) şöyle dedi: Ya Rasulellah beni emir tayin etmez misin? Demiştim. Eliyle omzuma vurarak şöyle buyurdu. Ebu Zer sen zayıf bir adamsın. İstediğin görev ise bir emanettir. Bu emaneti ehil olarak alan ve üzerine düşeni yapanlar hariç aslında kıyamet gününde bir rezillik ve pişmanlıktır. (Müslim, İmare 16)

3- عن أبي هريرة رضي الله عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال “إنكم ستحرصون على الإمارة وستكون ندامة يوم القيامة”

3- Ebu Hureyre (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlüllah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Siz yönetici olmak hususunda pek istekli davranacaksınız. Halbuki o kıyamet günü bir pişmanlık sebebi olacaktır.” (Buhari, Ahkam 7)

Peygamber efendimiz bu hadislerinde yöneticiliğin altından kalkılması zor ilahi bir emanet olduğunu onu ancak yöneticiliğe yatkın olan insanların başarabileceğini söylemiş, üstesinden gelemeyecekler için idareciliğin kıyamet günü bir rezillik, pişmanlık ve perişanlık olacağını bildirmiştir. Dolayısıyla bir kimse layık olmadığı ve üstesinden gelecek yeteneği bulunmadığı bir göreve talip olmadan önce Rasûlüllah efendimizin haber verdiği kıyamet günündeki acı sonu ve pişmanlığı iyi düşünmelidir. Zira fani dünyanın iki günlük geçici makam hırsı için ahiretin bitip tükenmeyen rezilliğini göze almak hiçte isabetli bir yaklaşım değildir. Hal böyle iken cemiyetin fertlerinin komut kademelerine gelmeyi tasavvur etmekten öte bulunduğu noktada İslami mücadelenin daha aktif bir hale gelebilmesi için gayret sarf edip bunu muhasebe etmesi cemaatin kalitesini artırırken hedefe ulaşılmasına da önemli bir katkı sağlar. Ancak iyi ve adil bir idarecinin kıyamet gününde Allah’ın arşının gölgesinde gölgelenecek yedi bahtiyardan biri olacağı unutulmamalıdır. Dolayısıyla üstesinden gelip gelmeyeceğini düşünmeden emir olma hırsı ile yanıp tutuşan kimselerin bulunduğu bir zamanda görevini mükemmel bir şekilde yapacağı bilinenlerin yöneticilik görevinden kaçınmaları doğru değildir. Hatta kendisine teklif edilen böyle bir görevi almak yerine göre bir zarurettir.

YÖNETİCİLERİN YÖNETTİKLERİNE ŞEFKATLİ DAVRANMASI

Bu hususta Peygamber efendimizin Hz. Aişe’den gelen bir hadisi şerifini aktaracağız.

عن عائشة رضي الله عنها قالت: سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول في بتي هذا “أللهم من ولي من أمر أمتي شيئا فشق عليهم فاشقق عليه ومن ولي من أمر أمتي شيئا فرفق بهم فارفق به”

Aişe (r.anha) şöyle dedi. Ben bu evimde Rasûlüllah (s.a.v) şöyle buyurduğunu işittim. Allah’ım ümmetimin işlerinden bir şeyi üstlenip de onlara zorluk çıkaran kimseye sen de zorluk çıkar. Ümmetimin işlerinden bir şeyi üstlenip de onlara yumuşak davrananlara sen de yumuşak davran.” (Müslim, İmare 19) Bu durumda idarecinin en başta gelen özelliklerinden biri Müslüman cemiyeti sevmesi onlara merhamet beslemesi ve bütün işlerinde kendilerine kolaylık sağlamasıdır. Zira cemiyete zorluk çıkaran bir idareci Rasulullah’ın bedduasından dolayı muvaffak olamaz.