”İki ideoloji aynı yerde asla uzlaşamaz”

İnsan hakları kuruluşu Prauge Watchdog’un bülteni, Kafkasya Emirliği Enformasyon Servisi’nin başı Movladi Udugov’la yapılan röportaji yayımladı. Kavkaz Center ajansı Press Medya tarafından çevirilen röportaji okurları için yayınlıyor.

 

Prague Watchdog: Siz geçenlerde Kavkaz Center sitesinde bir Çeçen atasözü zikrettiniz: “Kişi, nasıl dövüşeceğini bilen değil düşmanlarının kim olduğunu bilendir.” Bize düşmanlarınızın listesini açıklar mısınız?

 

Movladi Udugov: Benim kişisel düşmanlarım mı?

 

PW: Burada bir ayrım yapabiliriz. Öncelikle kendi şahsi düşmanlarınızı sonra da bir Müslüman olarak düşmanlarınızı söyleyiniz.

 

Udugov: Peki. Önce bu atasözün Şamil (Basayev)’den alındığını söylemek istiyorum. O’nun vefatından sonra bir makale yayımlanmıştı. Söylendiğine göre, O’nun tekrarlamaktan hoşlandığı bir söz vardı: “Kişisel düşmanları hepimiz iyi tanırız ve onlar da bizim düşman olup olmadığımızı bilirler.” Bu yüzden ben kendi düşmanlarımı bırakacağım.

 

“Düşman” ve “düşmanlık” kavramlarına gelince, eğer biz onu politikanın, devletlerarası ilişkilerin ve ideolojik mücadelenin terminolojisi ile değerlendireceksek bunun için felsefi açıklamalar getirmek için vakit kaybetmeye gerek yok. Global düzeyde etkili bir muhalefet var ve biz de düşman kıtlığı çekmiyoruz. Ancak biz de bölünmüş durumdayız.

 

Doğal olarak esas düşman, yüzyıllardır hemen her elli senede bir Çeçen ve Kafkas Müslümanlarını katleden Rus Emperyalist Devletidir. Onların zarar verdikleri yerler Kafkasya ile sınırlı da değil.

 

Rusya tarafından fethedilen, Müslümanların yaşadığı tüm bölgelerin halkları, periyodik olarak jenoside maruz kalmıştır. Böylece biz şiddet ve zorbalığı içeren tehdidin kaynağı olan düşmanlıktan bahsediyorsak, dediğim gibi ilk düşman Rusya’dır. Biz bu düşmanla savaştayız. İki tarafta da kayıplar var. Ve ben bu problemin çözümünün bazılarının arzu ettiği gibi politik düzeyde olacağına ihtimal vermiyorum. İşgalcilik Rusya için doğaldır ve Rusya, gücü olduğu müddetçe bize saldırmaya ve bizi öldürmeye devam edecektir.

 

PW: Eğer bu problem politik yollarla çözülemezse bu, çatışan taraflardan birinin illa yok edilerek yeryüzünden kaybolması gerektiği anlamına mı geliyor? Çeçenler veya Ruslar?

 

Udugov: Yeryüzünden bir şeyleri ve birilerini silmek hiçbir milletin, devletin, grubun ya da kişinin hakkı değildir. Bu sadece her şeye kadir olan Allah’ın hakkıdır. O, bütün milletlerin kaderini belirlemiştir ve kimi yok edip kimi bırakacağına ancak O karar verir. Bu sorun bizi alakadar etmez.

 

Düşmanla bir arada yaşama olasılığına ilişkin bir başka nokta var. Karmaşık birçok faktör var. Fakat biz, ölüm kalım savaşı veren grubun terminolojisiyle konuşacaksak, birisi sık sık “Bütün savaşlar görüşmeyle son bulur” diyebilir. Evet, doğru. Eninde sonunda görüşmeler kaçınılmaz olacaktır. Ancak uzlaşan taraflardan birisi mutlaka kaybeden olacaktır. Askeri eylemler bitebilir çünkü iki taraf da gücünü ve kaynaklarını kaybedebilir ve çatışmaya devam etmeyi zararlı bulur.

 

Şimdiki sorunun diğerine zarar veren tarafın terminolojisiyle tanıtılması çok yanlış bir yaklaşımdır. Daha doğru bir şekilde söylemek gerekirse bu, düşmanlardan birinin güçlenmesi veya zayıflamasıdır. Böylece siz, taraflardan birinin savaşa devam etmeyi karlı bulmazken diğerinin aktif kaldığı ve baskı kullanmaya devam ettiği bir durumla karşılaşabilirsiniz. Güç dengesi öyle bir şekilde kurulmuş ki; düşmanımız bizi barış teklifine ve görüşmeye zorlamaya muktedir olacak. Bu durumda göreceğiz ki; önerilen şartlar bizim çıkarlarımızla ve uğrunda savaştığımız amaçlarla uyuşmaktan ne kadar uzak. Bu savaş Rusya’nın gücünü azaltmalı, O’nu gelecekte de herhangi bir işgale kalkışmaktan alıkoymalı. İşte asıl mesele budur.

 

PW: Allah, Kur’an’da diyor ki; “Fitne kalmayıp din yalnız Allah’ın oluncaya kadar kafirlerle savaşın.” Sorun şu ki; Emirlik önceliğini yalnızca Çeçen ve Kafkas Müslümanlarını savunmak ve onlara uygun yaşam koşulları sağlamaya değil, doğru inancı yerleştirmeye veriyor. Peki bir kişi inançsız olursa, dönüştürülecek veya yok edilecek mi?

 

Udugov: Bu, sorunun işaret ettiği kadar basit bir mesele değil. Bugün bizler, bizi yok etmek isteyen belirli bir düşmana karşı savaşıyoruz. O, ülkemize geldi ve topraklarımızı işgal etti. Bize adetlerini kakalamaya çalışıyor ve kendi hukukunu dayatıyor. Bugün bu düşmana karşı direniyoruz. Ya sonraki adımımız ne olacak? Bütün adımlar, eylemler ve stratejiler şeriata göre belirlenecek. İslam hukukunda kafirlerle bir arada yaşamanın sınırlarını belirleyen teamüller mevcuttur. Allah Resulü zamanında O (s.a.s.), kafirlerle olan anlaşmaları Kur’an’a göre çözümlemiştir.

 

Sorun tüm dünyaya savaş açmak değildir. Öncelikle nasıl hayatta kalacağımız sorununu çözmeliyiz. Ama eğer global çatışmayla ilgili sorulara değinecek olursak konumuzun dışına çıkmak zorunda kalırız. Biz şu an geçen sonbaharın Ramazan ayında kurulan Kafkasya Emirliği hakkında konuşuyoruz.

 

PW: Bunu daha net olarak açıklamalıyız. Peygamberin uygulamaları, sizin kafirlerle barış içinde yaşayabileceğinize referans olarak düşünülebilir mi?

 

Udugov: Tabiî ki. İslam tarihinde bunun birçok örneği vardır. Müslümanların hakim olduğu bölgelerde, Kur’an’ın belirttiği şekilde din konusunda hiçbir zorlama yoktu. İslam’ın yayılması ve kafirlerle ilişkiler noktasında değişmez-sabit şartlar mevcuttur.

Fakat bizim mücadelemiz hakkında konuşacak olursak diyebilirim ki; Kafkasya Müslümanları bugün, savunma stratejisinden savaş stratejisine geçmektedirler. İşte bu tamamen farklı bir yaklaşımdır. Bence Rusya, işgallere devam ettiği müddetçe bu savaş durmayacaktır.

 

PW: Fakat ya hata ya da cehaletten dolayı hatırı sayılır miktarda Kuzey Kafkasyalı Müslüman, İslam öncesi adet ve inanışların da karıştığı geleneksel İslam’ı benimsiyor. Bu insanlar kendilerini, laik bir devlet olan Rusya’nın vatandaşı olarak görüyorlar ve mevcut yasalar ile hayat tarzına göre yaşamaktan memnun gözüküyorlar. Sizin bütün Müslümanların uymakla zorunlu olduklarını söylediğiniz hukuka göre yaşama konusunda hepten gönüllü değiller. Bu insanlarla ne yapılabilir?

 

Udugov: Bu soru hatalı. Rusya, insanların İslam’a göre yaşadığı topraklara geldi. O zaman şeriat vardı. Onlar geldiler ve insanları öldürdüler, mallarını yağmaladılar, ırzlara geçtiler, milyonlarca insanı yok ettiler. Bütün bunları otoritelerini kabul ettirmek için yaptılar.

 

PW: Bir dakika durabilir miyiz? Tarihte bazı milletlerin diğerlerini fethetmesiyle ilgili birçok olay mevcuttur. Milletler genelde diğerleri üzerinde hak iddia ederler. İki yüz, üç yüz ve hatta iki bin yıl önce birileri bir başkasından bir şeyler aldı, birileri öldürüldü, işgal savaşları yaşandı ve topraklar el değiştirdi. Şimdi konumuza dönersek, gelenekler ve sınırlar Urartu Krallığı zamanına veya daha öncesine mi döndürülecek?

 

Udugov: Bir kez daha kendi pozisyonumu açıklayacağım. Öncelikle milletlerin ne istediklerini anlayabilmek için onların bağımsız olmaları lazımdır.

 

PW: Referandum?

 

Udugov: Hayır, referandum değil. Lütfen sözümü kesmeyi bırakın. Bir kez daha tekrar ediyorum: Milletlerin ne istediklerini anlamak ve onların yaşamak istedikleri prensipleri tam olarak kavradıklarından emin olmak için mutlaka politik bağımsızlıklarını kazanmış olmaları gerekmektedir. Günümüzde bu uluslar ve toprakları işgal altındadır. Olayların nasıl çözüleceğini, Kuzey Kafkasya’da hayatın nasıl değişeceğini tasavvur etmek için öncelikle İslam ülkelerinin işgallerden kurtulması lazımdır.

 

“Bu insanlarla ne yapılabilir?” sorusuna gelince size yine şunu hatırlatmak istiyorum. İslam’da dine girişte zorlama yoktur. İkinci nokta: Geleneksel İslam’ın olup olmadığı, İslam’ın hangi versiyonunun izlenip izlenmediği gibi sorular İslam’ın sorunu değildir. Bunlar, politik gücün ve işgalin sorunudur.

 

İnsanlar eğitim aldıkları zaman gerçek İslam’ın özünü anlayacaklardır. O zaman hangisinin kabul edilip yaşanacağı ortaya çıkar. Kimse kimseyi zorla camiye götürmeyecek.

 

PW: Peki insanlara kim eğitim sunacak ve doğru inancın tüm gereksinimlerini karşılayacak?

 

Udugov: Yetmiş yıllık Sovyet yönetimi ve ardından gelen demokratik Rusya dönemi, İslam bilincini çok trajik bir biçimde etkiledi. Onu yok etmek için birçok girişimde bulunuldu ve bu da acınacak sonuçlar doğurdu.

 

Bugün, Kafkasya’da büyük miktar Müslüman olmayan nüfus var. Onlar doğuştan Müslümanlar fakat hayatlarında İslam’ın hiçbir prensibini uygulamıyorlar. Bu demek değil ki insanlar İslam’ı kabul etmek istemiyorlar fakat onların ülkeleri yabancı politik güç tarafından işgal edilmiş. İslam’ın gerçek profilini tasavvur edemiyorlar.

 

Bugün Rusya’da talihsiz bir yayımcı, “Müslüman Kimliği” adlı bir kitabı yayımlamadan evvel mahkemeye çıkarıldı. Buna gülünç bile diyemiyorum. Bu normal bir süreç. Müslümanların, işgalcilerin yönetimi altındayken dinlerini uygulamalarının en ufak bir ihtimalinden dahi yoksun olduklarının bir göstergesi.

 

İslam her şeyden evvel bir ideolojidir. Ne kadar istersek isteyelim, iki ideoloji aynı yerde asla uzlaşamaz. Bugün Moskova’da bu çok iyi anlaşıldı. Orada, ahlaki değerleri anlatan zararsız bir kitap okuyan bir adam görseler o adam doğal olarak otoriteye karşı bir tehdit olarak algılanıyor.

 

Öncelikle, bu yıkılmış, parçalanmış, yozlaştırılmış yerleri yeniden kuracağız. Sonra “ne yapacağız, nasıl yapacağız?” gibi sorular soracağız.

 

PW: Peki, öyle olduğunu farz edelim. Diyelim ki, her şey yeniden kuruldu ve İslami eğitim her bir yana ulaştırılıp uygulandı. Ya önemli bir miktar insan İslami normlara uymayı reddederse ne olacak? İnsanları bu doğru dine uymaya zorlamak mümkün mü? Her şeyden evvel şeriat bu tür bir zorlamayı öngörüyor mu?

 

Udugov: Her bir ülke kendi hukukuna, kendi anayasasına, yerleşik davranış normlarına sahiptir. Şimdi, bir devletin kurallarına uymak istemeyen insanlar, bu devlette yaşamakla yükümlü değillerdir. İstedikleri yere gidebilirler ve orada yaşayabilirler. Bu ülkede yaşamak isteyenler de sadece buranın kurallarına itaat etmek zorundadırlar, hepsi bu.

 

PW: Fakat, modern ülkelerin çoğunda hukuk demokratik prosedürlere göre kurulmuştur. İnsanlar görüşmüşlerdir, onaylamışlardır; milletler kendi yaşam tarzlarını değişik yollarla biçimlendirmişlerdir. Sizde ise ilkeler tamamen farklı. Hukuk yukarıdan, Allah’tan kaynaklanıyor.

 

Udugov: Kesinlikle öyle.

 

PW: Yani demokratik prosedüre uygun bir yöntem yok. Bugün Kuzey Kafkasya halkı için geçerli olan hukuk, dağlarda ve ormanlarda işlemiyor. Farz edelim ki, sizin muhtemel bir zaferiniz sonucunda bölgenin tüm kısımlarında otoritenizi tesis ettiniz. O zaman bu hukuka itaat etmek istemeyen herkes, buna uymaya veya göç etmeye mi zorlanacak?

 

Udugov: Bu soru anlaşılabilir. Avrupa ulusları için “doğru” yöntemler halka danışmak, referandum yapmak ve parlamento seçimlerini içerir. Ve parlamento da oturur, çeşitli kanunlar belirler. Fakat biz Müslümanlar için bu, tamamen saçmadır. Biz deriz ki, insanlık hukuk yaratmaya yetkili değildir. Biz inanırız ki, hukuk yeryüzüne her şeye kadir olan Allah tarafından indirilmiştir. Uluslar, politikacılar ve parlamenterler hukuk yaratmaya yetkili değillerdir. Hukuk, yaratıcı tarafından belirlenir. Bize göre demokratik Avrupa toplumlarının durumu hem saçma hem de suçtur. Siz, bu imtiyazı herkesi yaratan sonra onları yeryüzüne yerleştiren, peygamberleri aracılığıyla onlara hukuk gönderen Yaratan’dan gasp ediyorsunuz.

 

Bugün bu demokratik devletler yeni bir dünya savaşı başlattılar. Onlar Müslümanlara kendilerinin oluşturdukları kanunlarını, yaşam tarzlarını ve adetlerini empoze etmek için saldırıyorlar. Biz diyoruz ki; “bunları istemiyoruz, bizi yalnız bırakın!” Fakat onlar bizi kendi halimizde bırakmıyorlar.

 

“Eğer bazı insanlar istemezse” sorusuna gelince… İstemezlerse ne olur? Bizler -Kafkasya uluslarından bir grup- bu ülkeler için normal olan bu hukuku yerleştirmek için silahlarımızı kuşandık.

PW: Biraz da askeri meselelere değinelim. İkinci savaş 1999 yılından beri devam ediyor ve henüz Çeçen direnişi veya Kafkasya Emirliği’nin büyük çaplı bir askeri başarısından söz edilemiyor. Yıllardır yeraltındaki liderler bütün Kafkasya bazında Müslümanların silahlandıklarını iddia ediyorlar. Yine de taktik parametreler yer altı örgütlenmesinin zayıf olduğunu gösteriyor. Ve gerçek Müslümanların Kuzey Kafkasya’da kesin bir askeri zafer kazanma olasılığı kesinlikle görülmüyor.

 

MU: Geçmişte neler olduğu ve şuan nelerin olmakta olduğu konusundaki bakış açılarımız çok farklı. Siz silahlı mücadelenin çeşitli dönemleri arasında bir ayırım görmüyorsunuz. Fakat biz, mevcut durumu farklı yollardan değerlendiriyoruz.

 

Önceden konunun askeri ve taktik yönünde bir vurgu olduğuna katılıyorum. Net bir strateji mevcut değildi. 1991’de Çeçen İçkerya Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ilan ettiğimizde stratejinin unsurlarının göze çarpması her ne kadar berrak olmasa da mümkündü. Ve herkes bizim nasıl bir yönetimde hareket etmek zorunda olduğumuzu biliyordu.

 

Bir halk, bir ulus için özgürlük, bağımsızlık, siyasal bağımsızlık ve egemenlik gibi kavramlar çok önemli moral teşvik unsurlarıdır. Bir etnik grubun kendisine itibarı bunun üzerine kurulur. Fakat bu durum, hem Çeçenya’da hem de dünya genelinde hızla değişmeye başladı. Buralarda ulusal bağımsızlık sloganı altında savaşma büyük ölçüde yok oldu. Onun yerine Allah’ın dinini yüceltmek ve O’nun şeriatını yerleştirme amacı güden yeni bir genç jenerasyon geldi. Bir başka şekilde söylemek gerekirse, “özgürlük” soyut bir kavram olarak kaldı. Önceden kesin ve en mütekamil hedef olarak görülüyordu. Fakat özgürlük, gerçek zaferin şartlarından sadece biridir. Şimdiki yeni nesil mücahidler, sadece özgürlük ve bağımsızlık amacıyla değil her şeyden evvel bu özgürlüğüne kavuşturulmuş yerlerde Allah’ın hukukunu uygulama amacı güdüyorlar.

 

Değişen sadece ideoloji değildi. Kendi hayatlarını feda etmeye gönüllü olan insanlar dünyayı oldukça farklı olarak yorumlamaya başladılar. Yeni nesil mücahidler, milliyetçiliği mükemmel bir değer olarak görmeyi bıraktı ve Allah yoluna döndüler. Bunun sonucunda, bizim tarafta çok önemli çelişkiler yaşandı. Eskiden bağımsızlık için savaş verenlerden bazıları, uzun yıllardır devam eden savaşın bezginliğiyle kendilerini diğer tarafa attılar. İhanetlerine de kendilerince bir açıklama getirdiler: Ulusal bağımsızlık idealinin bir parçasının Kadirov’un bayrağının altında elde edilmesinin mümkün olabileceğini iddia ettiler. Yine de olaylar gösteriyor ki bu, ancak bir illüzyon olabilir. Bu, sadece seçtikleri yol için bir bahane olabilir. Onlar silahlarını bıraktılar veya düşmanın tarafına geçtiler veya ülkeyi terk ettiler yahut da silahlı mücadeleyi bıraktılar ve bu kötü zamanlarda hayatta kalmayı amaçladılar.

 

İşte bu tam olarak savaşan neslin neden komple değiştiğini gösteriyor. Bir yerde kriz patlak verdiğinde, yeni durum tembellik ve uyuşukluktan beslenen yıpranmış fikirlerle, siyasi ve ideolojik yapılarla çatışmaya girer. Ben Çeçen İçkeriya Cumhuriyeti’nden, O’nun parlamentosundan, başkanlığından ve bütün resmi unsurlarından bahsediyorum. Bunda büyük bir tehlike gizlidir. Yeni ve eskinin bir karışımını korumaya kalkışma, büyük bir yıkımla sonuçlanabilir. Eğer bizim taraftaki askeri hareket halen İçkeriya’nın bağımsızlığı, demokrasi ve uluslararası hukuktan başka bir gerçek bilmeyen kesim tarafından sürdürülseydi, onlarla Allah için ölmeye gelen yeni nesil arasında büyük bir kopma yaşanırdı. Savaşan taraf, küçülebilir fakat tamamen yönetilemez olan grupların ise hiçbir zaman geleceği yoktur.

 

Aslan Mashadov’un vefatından sonra, silahlı mücadele eğitimli bir dini lider- Abdülhalim Sadullayev’in komutasına girdiği zaman tehlikenin duyumları daha açıktan dile getirilmeye başlandı. Birçoğu bu lidere bağlandı. Cihadı sürdüren liderlerimiz, çok büyük işler yaptılar. Şamil Basayev, Müslümanların birleştirilmesinde en önemli rolü oynadı. 2003, 2004 ve 2005 yılları içinde O, Hazar’dan Karadeniz’e Kafkasya’nın bütün bölgelerini ziyaret etti.

 

2006 yılına gelindiğinde cihadın liderleri, değişimin kaçınılmaz olduğunu anladılar. Yeni bir strateji belirleyen dokümanlar hazırlandı. Ve geçen yaz Kafkasya Emirliği’nin ilanından hemen sonra askeri ve taktik durumlar değişmeye başladı.

 

İlk olarak tamamen farklı bir askeri-taktik politika, yeni stratejiye uygun olarak aktif hale getirildi. Bu, yıllarca süren bir çalışmanın sonucuydu. Bu yeni askeri-taktik vizyon, tüm etkileri bu yıl görülemese de eninde sonunda tam olarak yerleştirilecektir. Umuyoruz ki, er ya da geç çabalarımız ürünlerini verecek ve biriken potansiyel patlayıcı bir şekilde kendini gösterecektir. Bu da, askeri, politik ve bölgesel değişiklikleri beraberinde getirecektir.

 

PW: Peki, belirlenen stratejik hedefler nelerdir?

 

MU: Öncelikle cihadın ve mücahidlerin liderleri, amaçları ve bayrakları ile kendilerini tanımladılar. Bunlar sadece bizim seçtiğimiz semboller değil aynı zamanda mücadelemizin yürütücü unsurlardır. Onlar daha fazla güç katıyor, motivasyonu sağlıyor ve hareketimizin yönünü belirliyor.

 

PW: “Amaç ve bayrak” diyerek Kuzey Kafkasya’daki bir İslam Devleti’nin takdimini mi yapıyorsunuz?

 

MU: Tabiî ki! Dokka Umarov’un kesin olarak söylediği gibi bu İslam Devleti’nin henüz bir sınırı yok. Bu Kuzey Kafkas Cumhuriyetleri’nin yerleşkelerinde bir devlet kurmak istediğimizi söylemek yanlıştır. Bugün Tataristan’da, Başkırdistan’da, Buryatya’da ve Rusya’nın farklı yerlerinde yeni İslam’a girenler de dahil birçok Müslüman yaşamakta ve Müslümanların yasal lideri olarak gördükleri Dokka Umarov’a bağlılık yemini ediyorlar. Ve nerede olursa olsun -Moskova, Blagovechensk, Vladivostok- bir Müslüman bağlılık yemini edince savaşan bir ünite oluyor. Bu insanların kendi şehirlerinde aktif olarak gözükmemeleri, gelecekte de gözükmeyecekleri manasına gelmez.

 

PW: Yani Emirliğin liderliği, onları hazır hissettiği zaman onlara askeri eylemler yaptıracak mı?

 

MU: Rus otoriteleri bunun tamamen farkındalar. Bu nedenle onlar, durumu belli bir yerle sınırlandırmak için önleyici metotlar kullanmayı deniyorlar. Ben yanılıyor olabilirim fakat buna çok dikkat ettim ve titizce analiz ettim. Bana öyle geliyor ki bu süreç sadece Kafkasya’da değil global düzeyde bütün dünyada geçerli. Kremlin bu pozisyonda satrançta her ne yaparsa yapsın kaybetmeye mahkum olan oyuncu durumundadır.

 

Baskı yöntemleri uygulayabilirler, zararsız yayınları yasaklayabilirler fakat böyle yaparak kendi zayıflıklarını ve şüpheciliklerini kanıtlarlar. Böylece gelişen durumlar karşısında nasıl hareket edeceklerine dair anlayıştan yoksun olduklarını gösteriyorlar.

 

Bu, adımların belli bir düzen içinde uyumlu olarak atılması değil daha ziyade bir panik reaksiyon, tehlikeye karşı içgüdüsel bir korkudur ki onları ancak bizim destekçilerimizin sayısını artıran gaddarca ve mantıksız hareketler yapmaya itiyor.

 

PW: Bu yaz geçen yıllara nazaran köylere yapılan saldırı ve baskınlarda artış yaşandı. Bütün bunlara rağmen gelişmeler, geçen yıllara göre sayıca fazla olmakla beraber nitelik olarak eski halinde kaldı. Tüm operasyonlar birinci savaştan beri aynı çizgide planlanıyor. Yeni tarz operasyonlar geliştirilecek mi?

 

MU: Bence bu soru oldukça yüzeysel bir yaklaşımı yansıtıyor. Bugün olan şeyler geçen seneki durumdan oldukça farklıdır. Geçen yıllarda benzer operasyonlar yapıldı: Argun’daki olaylar, Nazran operasyonu vs… Fakat savaşın şimdiki parametreleri komple değişti. Bugün direnişçiler köylere giriyor. Artık onlar farklı bir pozisyondalar. Mücahitler bir köye girdiği zaman işgalci ve işbirlikçilerini yok ediyorlar ama aynı zamanda yerel halka yönelik ciddi bir ideolojik çalışma sürdürüyorlar. Köye giriyorlar ve yerel halkın şeriat hukukuna uyması konusunda onlardan talepte bulunuyorlar.

 

PW: Bu nasıl bir askeri zafere götürecek?

 

MU: Bu buz dağının sadece görünen kısmı. Bütün değişimleri anlatamam. Fakat Çeçenya’nın dağlık bölgelerindeki durumu size tasvir edebilirim.

 

Bir tepede Ruslar duruyor, hemen altında bir köy var. Mücahitlerin bir müfrezesi, orayı kontrol eden Rus birliklerinin gözleri önünde köye giriyorlar, geziyorlar ve sonra düzenli bir şekilde köyden çıkıyorlar. Fakat Ruslar ateş açmıyorlar. Neden? Çok basit bir nedenden dolayı… Bunu mücahitlerle yaptıkları gizli görüşmelerde utanmadan dile getiriyorlar: “Bize dokunmazsanız biz de size dokunmayacağız.”

 

Statükonun iç etkenleri değişiyor. Açıkça anlatamayacağım pek çok önemli nokta var. Taktiklerde henüz fazla bir değişiklik yok ve onlar da dışarıdan fazla dikkat çekici değil.

 

PW: Medvadevin gelişinden durumu geliştirmesi açısından bir umudunuz var mı?

 

MU: Rusların bir deyimi vardır: “Yaban turpu, normal turptan daha tatlı değildir.” Kremlin’de kimin olacağı önemli değildir. Putin, Medvadev yahut bir başkası… Bizim pozisyonumuzu ve olaylara bakışımızı anlamanız için İslami dünya görüşüne sahip olmanız gerekmektedir.

 

PW: Mücahitlerin başarılı askeri operasyonları, eninde sonunda Rusya’yı masaya oturmaya zorlar mı?

 

MU: Bu ancak Müslümanların kafalarındakinin bir bölümü…

 

PW: Zafer ne zaman gelecek?

 

MU: Bilemem. Allah ne zaman isterse o zaman bize zaferi bahşedecektir.

 

PW: Peki siz onu ne zaman kazanmak isterdiniz?

 

MU: İslam alimleri der ki; Allah (c.c.), her yüz yılda bir defa Müslümanlara zafer hali bahşeder. Bu asırda biz bu konumu elde etmek için bir şans yakaladık. Ömrümüz dahilinde bunu gerçekleştirmeye çalışacağız.