Çeçenistan direnişi bitti mi?

Davethaber tarafından sayın Eyüp Tuncer ile Kafkasya üzerine gerçekleştirdiği söyleşi siz ziyaretçilerimize sunuyoruz.

 

Davethaber: Bugün Kafkasya üzerine özellikle Çeçenistan ve Çeçenistan’daki mücadele üzerine konuşacağız. Konuğumuz ise Eyüp Tuncer beyefendi kendisi Kafkas kökenli. İlk başta Çeçenistan cihadının süreciyle ilgili kısa bir özet vermek gerekirse neler söylemek istersiniz?

 

Eyüp Tuncer: Çeçenistan cihadı malumunuz üzerine Sovyetler birliğinin dağılma sürecinde başlamış, bağımsızlık merkezlidir. Çeçenistan’ın Rus baskısından, Rus zulmünden, seksen senelik komünist baskıdan kurtulmasının mücadelesidir özelde. Çeçenistan halkının Müslüman olması da tabiî ki de bu hareketin İslami bir boyutu olduğunun en açık göstergesidir. Çeçenistan İslamiyet’in saf ve temiz olarak yaşanan bir yaşam tarzı olarak benimsendiği bir bölgemizdir. Çeçenistan mücadelesi 92 yılında Cevher Dudayev’in, Zelimhan Yandarbiyev’in, Aslan Mashadov’un çok kısa bir zaman sonra Şamil Basayev gibi değerli insanların mücadelesiyle hem siyasal hem askeri anlamda hem de ilmi anlamda bir bütün olarak yükseldiği Çeçen halkının yapılan ve uluslar arası toplumun gerçeklik noktasında tam not verdiği seçimlerde yüzde doksan yedi gibi çok yüksen bir rakamla seçilerek bizzat halkın tercihi ile ortaya koyduğu mücadeleydi.

Fakat ilerleyen süreçte hepinizin malumunuz Rusya’nın şartsız sebepsiz insanlığa sığmayacak bir boyutta korku boyutunda yapılan saldırılar, savaşlar ufacık bir ülkenin bir baştan bir başa yıkılması ama bunun karşısında hakikaten Allah’tan aldığı güçle özgürlüğe ve bağımsızlığa olan inanç bu yöndeki inanç ve Müslümanlığın verdiği muhteşem bir direniş ve Çeçenistan’ın bağımsızlığına şahit olduk. 3 yıllık kısa bir bağımsızlık sürecinde ne yazık ki İslami ülkelerin hiç biri tanımamasına rağmen -Türkiye de dahildir. – hiç bir şekilde resmi bir tanımı olmamasına rağmen bu bağımsızlık devam etti.

99 yılında yaşanan provokasyonlar, kışkırtmalar neticesinde uluslar arası anlaşmaların verdiği yükümlülüğüne uymayan Rusya bir kere daha Çeçenistan’a saldırdı. Aslında Çeçenistan, Rusya’nın gövde gösterisi yapacağı, kendini ispat edeceği bir hedef olarak da seçilmişti. Bunun ötesinde de Kafkasya Müslümanlarının en büyük ümidiydi Çeçenistan. Kafkasya Müslümanlarının Rus boyunduruğundan, Rus işgalinden, Rus baskısından kurtulmaları için en büyük ışıklardan biriydi. Zaten Çeçenistan cihadı sadece sırf Çeçen özelinde Cihad değildir.

Tüm Kafkasya Müslümanlarının canı gönülden destek verdiği içinde olduğu bizzat fiilen katıldığı bir Cihadtır. 99’dan bu güne kadar gelen süreçte Cihad devam etmekte fakat savaşın çok uzun sürmesi özellikle sivil halkın bu savaşta gördüğü korkunç zarar ve bu zarardan kaynaklı bir görünüm bunun haricinde dış dünyada Lübnan’da gelişen olaylar, Afganistan olayları, Iraktaki Amerikan hadisesi ve en son Gazze hadisesi de Müslümanların o bölgelere de yoğunlaşmasına sebep oldu. Müslümanların o kadar sıkıntı duyduğu coğrafya var ki maalesef Çeçenistan ikinci plana itilmiş bir konumda bugün itibariyle. Sivil halk Kadırov’un anormal parasal destekleriyle kandırılmaya çalışılıyor.

Rusya aylık 3 milyon dolar gibi çok ciddi miktarda nakit yatırımlar yapıyor. Cami açılışları yapılıyor, şovlar yapılıyor. Sivil halk bir şekilde o mücadeleden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Bunun neticesinde bir durağan Cihadtan bahsedile bilir, bir durağanlıktan bahsetmek mümkündür. Bunun gerçekliği de vardır ama Çeçenistan mücadelesi 1991 de ortaya cıkmış bir şey değildir. İmam Şamil döneminden Çarlık Rusyası döneminden Rusların 1500’lerden Kafkasya’ya ilk adım attıkları günden beri devam eden ve alt yapısı bu denli sağlam bir mücadeledir.

Bu mücadele 1920’lerde Çarlık Rusyası yıkıldığında ateşlenmiştir, ikinci dünya savaşı başlangıcında ateşlenmiştir, Sovyetler Birliği dağıldığında ateşlenmişti ve inanıyorum ki ilk fırsatta yeniden ateşlenecektir. Çeçenistanlı kardeşlerimizin kendi özgürlükleri yerinde ortaya koydukları bir tez de şudur: Son gelinen noktada Çeçenistan cihadı bütün dünyada devam eden Hak-batıl kavgasında sadece bir noktadır, bir parçadır ve biz bu noktanın hakkını vermek derdindeyiz derler. Son mesajda bu şekildedir.

Davethaber: Başlangıç itibariyle Kafkas milliyetçiliği mücadelesi olsa da şu anda kendilerini ümmetin bir parçası, direnişin bir halkası olarak gören insanlar diye biliriz Çeçenler için.

Eyüp Tuncer: Evet bu tespit son derece doğrudur. Şöyle ki 90’larda esen milliyetçilik rüzgarı Çeçenistan’daki bağımsızlık temelini oluşturduğu bir gerçektir. Ama bölge halkının Müslüman olması ve Müslümanlıktan aldığı manevi güç her zaman bu mücadelede etkindir ki Cumhurbaşkanı Şamil değil; İmam Şamil’dir, halk içinde öyle anılır, İmam Şamil dönemine de gittiğinizde de görürsünüz medrese sistemi ve dini kuralların harf içindeki örfü kurallarına harmanlandığı bir ana yasası vardır.

 

Bugünde böyledir. Çeçenistan’da enteresan şeyler vardır. Savaş sırasında sakal kesilmez, medrese eğitimleri devam eder, Cihad bitinceye kadar herkes o cihada yönelir ki mücadele belli bir noktaya gelsin diye. Milliyetçilik burada ilk başta bir etken olarak ortaya cıksa bile, İslamiyet’in etkisi asla göz ardı edilemez. Bunu bir saf milliyetçilik olarak da yorumlamakta son derece haksızlıktır.

 

Ancak gelinen noktada dünya üzerindeki hadiselerle entegre oldukları bir gerçektir ve bu noktadan hareketle az önce bahsettiğim gibi bütün Müslümanların sıkıntı çektiği bir dünyada Çeçenistan’da bu noktada duruyor ve bu noktanın hakkını vermeye çalışıyor bir dönüşüm doğrudur.

 

Davethaber: Şimdi 3 yılın ardından Çeçenistan Cumhuriyetinin kırılma yaşadığını görüyoruz ve tabi kırılma ile ilgili olarak da Şamil Basayev’in Dağıstan baskınından bahsediliyor. Uluslararası kamuoyu ve halklar nezlinde durup dururken niye Dağıstan’a Şamil Basayev saldırdı? Böyle bir saldırının ardından başlarına gelenleri – Bizim hoşumuza gitmese de- hak ettiler gibi bir yargıya yol açıyor. Gerçekten Şamil Basayev durup dururken mi saldırdı Dağıstan’a?

 

Eyüp Tuncer: Şimdi Şamil Basayev durup dururken saldırmadı. Bunu çok net söyleyebiliriz. Oyuna geldi, Ruslar tarafından kandırıldı, hatta çok ileri boyutlarda Ruslar tarafından satın alındığını bile iddia eden insanlar söz konusu oldu. Ama Dağıstan operasyonunun öncesine baktığımız zaman Moskova’da Mahaçkale’de Dağıstan’daüç tane büyük bombalama eylemi var. 256 tane sivil Rus o binaların çökertilmesiyle öldüler. Bütün bu eylemler Çeçenlere mal edildi. Halbuki çok kısa bir süre sonra bizzat Rus makamları bu eylemleri yapanların FSMolduğunu ortaya çıkardı.

 

Davethaber: Yani Rus gizli servisi.

 

Eyüp Tuncer: Evet Rus gizli servisi. Hatta bir tanesi yakalandı, bomba kurarken polise ihbar edildiler, polis bunları aldıkları zaman resmi kimliklerini gösterip cıktılar. Lifine Gora ölmeden önceki anlarında bunu çok net ortaya koydu eski Rus ajanı Londra da bizzat zehirlenerek öldürülen Lifine bunu çok net anlatır.

 

Bu provokasyonlar varken de Çeçenistan gibi Rus savaşında o bölgeye ciddi derecede yardım etmiş Botlik bölgesi- Dağıstan’da- Ruslar tarafından bombalanmaya başlandı. Aslında bir anlamda Ruslar Şamil Basayev’i veya Çeçen yönetimini bir şekilde Dağıstan’a girmeye mecbur bıraktılar. Başka bir şansları yoktu. Hem uluslararası kamuoyunda insan kaçırmalar, usulsüzlükler, gasp, her türlü suçlamaya, karalamaya maruz kaldılar.

 

Çok ciddi bir kamuoyu karalaması ile Çeçen mücadelesi bir anda masa başında simsiyah bir örtüye büründü. Diğer taraftan da kendi hinterlantları olan Çeçenlerin, Dağıstanların Müslüman bir kitlenin yaşadığı bir bölgenin bombalanması bu bölgeden Çeçenistan’a yardım çağrılarının gelmesi ki savaşta onlar oraya yardıma gelmişlerdi. Ümmet bilinci Dağıstan’da olan hadiseye Çeçenistan’daki Müslümanların seyirci kalması zaten beklenemezdi. Rusya bir anlamda bu noktada Müslümanların bu yaklaşımını kullandı diye söylentiler olsa bile bu olması gereken bir hadiseydi.

 

Eğer ki Şamil Basayev oraya o Müslümanlara yardıma gitmeseydi muhtemelen derin bir vebal hissedecekti içinde.

 

Davethaber: Evet, ardından zaten Çeçen cihadına Müslüman halkın bakışı iyi olmayabilecekti, diyorsunuz.

 

Eyüp Tuncer: Evet kesinlikle iyi olmayacaktır.

 

Davethaber: Ulusal bir çizgiye kaydığı gibi bir şey anlaşılabilirdi…

 

Eyüp Tuncer: Milli bir çizgidir ama milliyetçi bir çizgiye kaydığı bunun bir İslami halk yapısında olmadığı, İslamiyet’in kullanıldığı gibi bir sürü dezenformasyon ortaya çıkacaktır, bu muhtemeldir.

 

Dağıstan operasyonu böyle bir ortamda oldu. Yani Şamil Basayev hadi gidelim askeri deneyimimizi arttıralım falan diye Dağıstan’a gitmedi. Ciddi provokasyonlar, ciddi baskılar, uluslar arası kamuoyunun Çeçenistan’ı yalnız bırakmasıdır ki burada çok önemli bir ayrıntı var aslında rahmetli Aslan Mashadov’un o günkü Çeçenistan Cumhurbaşkanının söylediği bir laf vardır: ‘Savaşı cephede kazandık, elimizden gelen her şeyi yaptık, ama ne yazık ki yalnız kaldık!’ demişti.

 

Üç yıl boyunca Aslan Mashadov Türkiye dahil bir çok Müslüman ülkeyi de ziyaret etmişti aslında. Fakat Türkiye Cumhuriyeti de dahil sadece Afganistan Taliban yönetiminin olduğu dönemde Afganistan Çeçenistan’ı tanıdı resmi olarak ama Türkiye dahil hiç bir devlet uluslararası anlamda Çeçenistan’ı tanımadı. Bundan kaynaklı zaten ciddi bir yalnızlık söz konusuydu. Şamil Basayev ve Çeçen yönetimi haklı olarak tekrar içe döndüler. Kafkasya’nın bir bütün olarak Müslüman bir hareket altında yükselmesi yöntemine döndüler ki başka da şansları yoktu zaten.

 

Davethaber: Şimdi Türkiye kamuoyunda belli çevreler yada uluslararası Kafkasya uzmanı tırnak içinde bu ifadeyi kullanacağız. Bazı çevrelerin Amerika’nın her tarafa saldırdığı gibi, her tarafla ilgili beklentileri ve amaçları olduğu gibi, Kafkasya üzerine de böyle amaçları olduğu biliniyor zaten. Bu tür uzmanların şöyle bir bakış acısı var “Çeçen cihadı diye ifade ettiğimiz mücadele Amerika ile ilişkilidir. Orada petrol yataklarından, enerji hatlarına kadar bir çok hususla ilişkilendirilerek aslında Rusya karşı Çeçenistan mücadelesinin arkasındaki güç Amerika’dır.” gibi kendince bir öngörü/tespitleri var. Buna nasıl bakmak gerekir gerçekten Amerika’yla mücadele arasında ilişki var mıdır?

 

Eyüp Tuncer: Şimdi bizim ülkemizdeki stratejicilerin genel bir hastalığıdır. Eğer küçük görünen birileri büyük bir iş yaparsa mutlaka bunun arkasında bir şeyler aramak hastalıktır bunu bir kere ayrı bir yere koymak lazım. Çeçenistan mücadelesinde Amerika’nın etkisinden bahsetmek için mücadelenin genel perspektifine, alt yapısına, üst yapısına bakmak lazım hizmet ettiği noktaya bir bakmak lazım.

 

Çeçenistan’ın Rusya’ya baş kaldırmasında Amerika’nın bölgedeki enerji hatlarının geçişi noktasındaki bir menfaati olamaz. Amerika’nın uzun vadedeki hedefi Hazar petrolleridir, Orta Asya petrolleridir, Rusya’nın kutup bölgesine gitmesidir. Zaten Amerika şuanda Kafkasya’da saha çalışması yapıyor, dayandıkları noktalardan bir tanesi de budur. Çeçenistan cihadının Amerikan destekli olduğu yönünde falan. Bu tamamen klasikleşmiş bir strateji normundan başka bir şey değildir. Çeçenistan mücadelesi bir halkın topyekun bir direnişidir.

 

Bu direnişe işte Türkiye’de yaşayan Müslümanların, Dünya üzerinde yaşayan Müslümanların ümmet bilinci ile verdiği destek ile ayakta kalmış bir mücadeledir. Çeçenistan’da Amerikan yardımından bahsedilecekse işte Afganistan örneğindeki gibi stingerlardan bahsetmek gerekir, füzelerden bahsetmek gerekir yada Irak’taki gibi paralı askerlerden bahsetmek gerekir. Çeçenistan’da bunların hiçbirini göremiyoruz. Şamil Basayev zaten söylemişti yirmi tane stingerim olsa ben bunların hepsini gönderirim diye kendi açıklamalarında da vardı.

 

Bu dışarıdan gelen yardımların illa bir kaynağa bağlanması hastalığından kaynaklı Amerikan yardımı falansa bu bir halka haksızlık yapmaktan başka bir şey değildir. Gürcistan’ın da Amerika ile ilişkilerinin iyi olması ve Çeçenleri sevme hadisesinden bakanlarda mevcuttur buna ama Gürcistan ve Çeçenistan arasındaki ilişki tamamen çıkarsal bir devletsel bir ilişkidir.

 

Çünkü Çeçenistan karışık olduğu müddetçe Rusya’nın Gürcistan’ı çiğneme gibi bir şansı olamayacak, tampon bölgedir. Ne zaman Çeçenistan cihadı belli noktalarda durağanlaştı, işte yaşadık Güney Osetya, Abhazya sorunundaRusya buldozer gibi Gürcistan’ın üstünden geçti. Bu ilişkiler ancak çıkar ilişkisi noktasındadır. Çeçenistan cihadında Amerika’nın bir arka planda varlığından bahsetmek ciddi anlamda haksızlıktır.

 

Davethaber: Son döneme gelirsek Çeçen cihadının geldiği noktayı nasıl değerlendirelim istiyorum. Kamuoyunun bildiği, Çeçen mücadelesini haber veren belli internet sitelerinde, belli forum sitelerinde Kafkasya Emirliğinin ilanından bahsediliyor. Bu Emirlik meselesi tam olarak nedir?

 

Eyüp Tuncer: Çeçenistan’da mülkiyet ilanı siyasal anlamda bakarsak İslami pencerenin dışından biraz olaya bakmak gerekirse kurulan, mücadelesi yapılan bağımsız Çeçenistan Cumhuriyetinin iptal edilmesidir.

 

Davethaber: Vazgeçilmesi midir yani?

 

Eyüp Tuncer: Vazgeçilmesi anlamını çıkartabilirsiniz, yüksek oranda çıkartabilirsiniz. Diğer bir İslami olamayan pencereden de bakarsak da bu mücadelenin siyasal kanadının Uluslararası topluluğu muhatap alan işte Avrupa Birliği, Türkiye, Amerika kim derseniz deyin. Uluslararası topluluğu muhatap alan kanadın iptal edilmesi anlamına gelir ki, bu bir mücadele için ne kadar doğrudur, yanlıştır bunu zaman gösterecek.

 

Ama benim kişisel kanaatim siyasal bir kanadın varlığı her zaman gereklidir. O ayrı bir tarafa, diğer yandan emirlik müessesesinin İslami normlarda uygun olduğu elbette ki ortadadır, bir sistemdir, bir maddedir doğrudur. Ama Kafkasya’nın gerçeklerine ne kadar uyduğu ya da ne kadar uyuşacağı ayrı bir tartışma konusudur. Ne kadar destek bulduğu ya da bulabileceği de ayrı bir tartışma konusudur. Bunu da bize zaman gösterecek.

 

Ama şu anda gelinen noktada Dokka Umarov Cumhurbaşkanı olmadığını Kafkasya’yı düşündüğünü Kafkasya’yı şu anda Cumhuriyetler merkezli emirliklere temsilciliklere böldüğünü açıkladı. İşte Dağıstan, Kabardey-Balkar, Adıgey, Abhazya, Osetya gibi. Kendisinin de Kafkasya Emiri olduğunu söyledi. Bu bir anlamda bir şeyi anımsatıyor Birleşik Kafkasya, Dudayev’in ortaya koyduğu ya da işte 1918 de kurulan Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti’nin mantalitesini hatırlatsa da o bölgenin gerçeklerini, sivil gerçeklerini göz önüne aldığımız zaman çok kapsayıcı ve kucaklayıcı olmama ihtimali biraz daha kanımca yüksektir.

 

Davethaber: Halkın ilan edilen emirliğe duyusal bir bağ hissetmediği de ortada değil mi?

 

Eyüp Tuncer: Olayın durağanlığını buraya bağlayacaksak söylediğiniz doğrudur yani cihadın durağanlığının pek çok sebebi var ama özel merkezli baktığımız zamanda Çeçenistan’da bugün Kadırov’un ki nasıl bir insan olduğunda konuşmamıza da gerek yok. Kadırov un belli oranda halk tarafından destek görmesinde bağımsızlık için canlar verilen 350 bin insanın öldüğü Çeçenlerle, Cumhuriyetinin yok sayılarak bir emirlik noktasında Kafkasya’yı kapsayan bir emirlik noktasına indirilmesinin de mutlak suretle psikolojik anlamda ne tip bir etkisi olduğunu da kabul etmek zorundayız.

 

Davethaber: Bir diğer sorumuz Kadırov’dan bahsediliyor, Grozni’de büyük bir Cami yaptırdığından söz ediliyor. Türkiye medyasında -mütedeyyin insanlarında medyası da dahil- gündeme geldi. Kadırov bildiğimiz kadarıyla Rusya yanlısı -gerçi bağımsız kaynaklar da böyle ifade ediyor. -Bu şahısa Türkiye’deki mütedeyyin çevrelerin göstermesini neyle ifade etmek mümkündür?

 

Eyüp Tuncer: Mütedeyyin çevrelerin Kadırov’a ilgi göstermesini aslında biraz insani iyi niyet göstererek oluşmaya çalışıyor. İnsani şeylere bağlamak lazım yani yıkılmış bitmiş bir Çeçenistan’ın yeniden inşasını sağlayan o insanlara yaşam hakkını veren insan olarak Kadırov pohpohlandı, parlatıldı, yükseltildi.

 

Dediğim gibi korkunç bir maddi ekonomik destekle bu işi yapıyor. Kadırov gelen herkesi kucaklamaya hazır, çok sevecen insancıl bir kimliğe bürünmüş durumda. Halbuki bundan 3 sene önce 4 sene önce Kadırov’un emrindeki askerlerin Çeçenistan’daki yaptığı zulümler Rus askerlerini geçmişti.

 

Yani herkes Rus askerlerinden kimse korkmazken Kadırovunkilerden herkes korkar olmuştu. Yani böyle bir baskı rejimi üzerine gelmişti ki babası öldürülen Ahmet Kadırov da ilk savaşta Ruslara karşı savaşma fetvası veren, Cihad fetvası veren insandır. Dudayev’in diyanet işleri başkanıdır babası: Ahmet Kadırov.

 

Ama ikinci savaşta Rusların yanına gecen bir de direnişçileri kafir ilan eden, Ruslar kahramandır, diyen adamın olgudur çok ciddi sapkınlıkları medyaya yansımış, kameralara yansımış seyrettiğimiz bir insandır. Ama Türkiye’deki Müslümanların ben hala bir şeyleri kavrayamadan saf ve temiz duygularla böyle bir oyuna geldiklerini düşünüyorum.

 

Elbette ki oradaki insanların yaşamak fevkalade önemlidir. İyi imkanlara iyi koşullara ulaşmak tabii ki önemlidir. Ama bunun olması her şeyin bitmesi bütün her şeyden vazgeçilmesi hiç bir şeyin olmamış gibi varsayılması böyle bir hareket noktasında, ne Ümmet bilincine, ne 350 bin şehidimize, ne mücadelenin ruhuna uygun değildir kanımca.

 

Davethaber: Çeçen cihadı ve Çeçenistan halkı arasında ilişkileri nasıl okumak gerekir. Çeçenistan dışarısından gelen Müslümanların, Mücahitlerin, Çeçenistan cihadına etkisi nedir ve bu etki Çeçenistan cihadıyla halkı arasında bir mesafe koymasına neden oluyor mu? Bu tür eleştiriler var.

 

Eyüp Tuncer: Yurt dışından gelen Mücahitlerin birincil anlamda manevi olarak artı bir rolleri olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü senin bölgen dışında Müslümanların gelerek sana destek vermeleri lojistik anlamda çok önemli ikincisi iddiaların dışında da Çeçenistan mücadelesinin de yurt dışından aldığı destek zaten biliniyor. Bizim ülkemizde de komiteler vardı , kuruluşlar vardı, çeşitli organizasyonlar sürekli yıllardır vardı.

 

Davethaber: Bu destekler devlet bazında mı, Müslüman halk bazında mı?

 

Eyüp Tuncer: Hayır devlet bazında değil.

 

Davethaber: Hani şöyle şeyler var ya Çeçen cihadını el altından şu devlet destekliyor bu devlet destekliyor böle görmek herhalde sahtelik olur.

 

Eyüp Tuncer: Bu biraz sizin dediğiniz gibi sahtelik olur birazda hani işi esrarengizleştirmek gibi bir noktaya getirir hadiseyi ki bunlar boş işler. Yani bugün Çeçenistan’a destek verenlerin kim olduğu herkesçe malumdur. Ha kimlerin bu işe canı gönülden destek verdiği ortadadır. Çeçenistan mücadelesinin de bunca yıldır neden devam ettiği herkesin bildiği bir sırdır. Dışarıdaki Müslümanların ellerinden geldiğince onlara yardım etmeleri onlarında var güçleri ile bu mücadeleyi sürdürme azmidir.

 

Bunun ötesinde işte sizin bahsettiğiniz şekilde birileriyle bir devlet, örtülü ödenek falan filan bunlar çok söylenmiş konulardır. Ama bu işi tamamen o ülkelerde iç siyaset malzemesi yapılmasıyla alakalı benim kişisel kanaatim pek bir anlamda ifade etmiyor açıkçası.

 

Davethaber: Yabancı savaşçılar daha doğrusu Çeçenistan dışından Müslümanlar konusu değinirsek…

 

Eyüp Tuncer: Mücahitler noktasında yurt dışından gelen mücahitler noktasında Çeçenistan dışından gelen mücahitler noktasında dediğim gibi manevi bir anlamda destek elbette çok önemlidir. Çeçenlerin moral motivasyonu anlamında desteği fevkalade önemlidir bu yaşanmıştır ortadadır. Bazı verdiği sıkıntılarda vardır. Özellikle kendi geldiği coğrafyadaki yaşam tarzını, örfü, adeti, Çeçenistan’a uygulatmak niyetiyle geldiği bilinen örneklerde mevcuttur.

 

İstisnada olsa böyle örneklerde mevcuttur. Fakat tabii ki bunlar tasvir edilecek şeyler değildir. Cihad sadece tetik sıkmak anlamında olan bir şekil değildir. Maddi anlamda destekleri detaylar önemlidir. Fakat dediğim gibi o bölgenin anlayışına, örfüne ve yaşam tarzına saygı gösterildiği müddetçe hiç bir sıkıntı söz konusu olmamıştır, psikolojik olarak da çok büyük bir destektir bu ortadadır. Ama dediğim gibi bazı hadiselerde mevcuttur.

 

Davethaber: İnşallah, onların düzelmesini temenni ediyoruz.

 

Eyüp Tuncer: İnşallah. Bunlar geçiş sürecidir. İbret alınması gerekilen olaylardır. Tekrarlanmaması için yaşanması gerekilen hadiselerdir diye yorumluyorum bunları olmayacaktır diye düşünüyorum bunları.

 

Davethaber: İnşallah. Şimdi son olarak Çeçenistan direnişi, Cihadı Türkiye Müslümanlarından sizce öncelikli beklenti nedir?

 

Eyüp Tuncer: Çeçenistan cihadının oradan gelen şeylere baktığımızda bizden birincil beklentisi unutulmamak. En büyük sıkıntı bu tamam Lübnan, Filistin, Irak bir sürü bölge sayılabilir ama Çeçenistan ilktir. İlklerdendir hem yıkım anlamında, hem Cihad anlamında , hem direniş anlamında, hem zafer anlamında. Müslümanların kötü bir döneminin bir parlamasıdır Çeçenistan.

 

Davethaber: En azından kısa bir dönemde olsa devlet tecrübesinin yaşandığı bir örnek.

 

Eyüp Tuncer: Evet devlet tecrübesinin yaşandığı, bir dayanışmanın bir halkı nerelere getire bileceğinin çok güzel bir örneklemesidir Çeçenistan. 94-96 savaşındaki zorluklar, mücadeleler ve sonunda gelen zafer o döneme kadar bizim ihtiyacımız olan İslam Ümmetinin moraline moral katacak özellikte bir hadisededir ve kesinlikle unutulmayı hak edecek bir hadise değildir. Çeçenistan’da bugün o medya kanallarında görülen laylaylom Grozni’de, caddelerde geçerlidir.

 

Ancak bir arka sokakta her şey eskisi gibi devam etmektedir. Diğer köylere doğru çıktığınızda savaş döneminden farklı hiçbir şey yoktur. Oradaki mücadele bir şekilde durağanlaşsa bile üstüne basa basa söylüyorum devam etmektedir. Bugün Çeçenistan cihadının bittiğini söylemek bir Müslüman’a yakışmaz. Müslüman’ın söyleye bileceği bir şey değildir. Tamam siyasidir şudur, budur her şey tartışıla bilir ama bu mücadele kesinlikle devam etmektedir ve Müslümanlar bir yerde bir şeyler oluyor diye başka bir bölgeyi unutma, ihmal etme lüksüne sahip değiller. Çünkü Ümmet tekdir. Ümmet coğrafyası tektir. Nasıl küfürtekse Müslümanlarda tektir.

 

Bizim için Filistin, Irak, Afganistan, Pakistan, Çeçenistan bunların aralarına bir fark, özellik, espri katmaya şansımız yoktur. Müslünam heryerde Müslüman’dır ve Müslüman hep aynıdır. Çeçende aynı Müslüman’dır, Filistin’de aynı Müslüman’dır, Gazze neyse, Grozni de odur. Bu mantıkla yaklaşmak lazım, bizden de bekledikleri de bu yardımlarınızı esirgemeyin diyorlar, dualarınızı esirgemeyin diyorlar, duaya da ihtiyaç var. Manevi yardım husus yani. Söylenecek hiçbir şey yok. Mücahitler bunu bizden istiyorlar, haklı olarak istiyorlar. Çünkü 94 den beri bu mücadeleyi devam ettiriyorlar bizim gibi değiller.

 

Davethaber: Eyüp Bey’e bizlere değerli vakitlerini ayırıp sorularımız cevapladığı için çok teşekkür ediyoruz.