Kafkasya Emirliği Kadısı, Emir Seyfullah ile Röportaj (12.12.2009)

Kafkasya Emirliği Kadısı, Kabardey-Balkar ve Karaçay Birleşik Vilayeti Emiri Seyfullah ile Röportaj 12.12.2009

Soru:
– Müslümanlar arasında düşmanlığa tahrik eden bu putperest-milliyetçilere karşı neden mücadele etmiyorsunuz? Onlarla mücadele etmek polisleri öldürmekten daha önemli değil midir acaba?

Cevap:
– Rahman, Rahim Allah’ın adıyla!

Allah’a hamd, salat ve selam peygamberi, ailesi ve tüm ashabına olsun!

Milliyetçilik ve Müslüman halklar arasında düşmanlık körüklemek elbette kötülüktür. Milli gelenekler kisvesi altında, çoktan unutulmuş olan putperestlik geleneklerinin yeniden dirilişine çağrıda bulunmak da kötüdür. Bu negatif olaylarla mücadele etmek lazım.

Ancak göz önünde bulundurulmalıdır ki putperestliğin türleri ve kategorileri var. Ve öncelikli olarak daha tehlikeli ve putperestliğin hakim türleri ile mücadele etmek gerekiyor.

Bizim toplumumuzda putperestliğin en önemli ve hakim şekli Rusya’ya anayasası ve diğer kanunları ile hizmet etmektir. Rusya’ya bağlılık yemini (asker, polis ve siyasi partiler vs), pasaport alınırken anayasaya saygı duyma yemini, Afganistan ve Kafkasya’da Müslümanları öldüren ‘Rusya kahramanları’ anıtına çelenk koyma gibi putperestlik gelenek ve ritüelleri uygulanıyor. Parlamento milletvekilliği seçimlerine katılma gibi putperestlik gelenekleri de çok yaygın.

Yani putperestlik sadece taş ve ağaçlara ibadet etmek değildir. Put, kendisine tanrısal nitelikler veren bir insan da olabilir. Allah insanları yarattı ve sadece O insanlar için iyilik ve kötülük sınırlarını belirleme hakkına sahip, neyin iyi, neyi kötü, neyin adil ve adil olmadığını sadece O biliyor. O insanı sadece yaratmadı, O aynı zamanda insana tüm hayatını düzene koyan kanunu ve rehberi gönderdi. Ancak insanlar neyin yasal, neyi suç olduğunu çözme hakkını kendilerine verdiler, halbuki bu hak sadece Allah’ın. Onlar, filozof ve hukukçular tarafından düşünülmüş ve daha sonra parlamentoda milletvekilleri tarafından onaylanmış kanunların toplum için Allah’ın kanunlarından daha faydalı olduğunu düşünüyorlar. Gerçekten böyle olduğunu düşünen kişi, namaz kılıyor ve oruç tutuyor olsa dahi Müslüman değildir.

Peygamber Muhammed’e (s.a.v.) karşı mücadele eden Mekke putperestleri Allah’ın varlığına inanıyordu, ancak onlar kendi putlarına tapıyorlardı, kanun koyucuları olarak Ebu Cehil ve onun gibi kabile reislerini sayıyorlardı.

Günümüz putperestlerinden çoğu da bugün Allah’ın varlığına inanıyorlar, Onun Yaratıcı olduğuna inanıyorlar, ancak bununla birlikte çeşitli putlara: devlet başkanları, parlamentolar, mahkemeler vs.  gibi şeylere, tapıyor (onları tanırlaştırıyor, tanrısal nitelikler veriyorlar).

Bundan dolayı biz, öncelikli görevimizin, toplum için en tehlikeli olan putperestliğin bu şekline karşı mücadele etmek olduğunu düşünüyoruz.

Putperestlik halklarımıza ateş ve kılıçla dayatıldı. Bundan dolayı halklarımız arasında çok tanrılığın yayılmasının sebebi işgaldir.

İşgal problemi sadece Rusya’nın Kafkasya’daki askeri varlığı, kafirlerin Müslümanları sürüp onların topraklarına yerleşmiş olması  değildir. En önemli problem kültürel ve ideolojik yayılmadır.

Bu yayılmanın sonuçları felaket: Alkol satışı serbest ve halk sarhoş. Uyuşturucu resmi olarak yasaklandı, ancak aslında her isteyen onu pratikte ceza almadan elde edebiliyor. Fuhuş kanuna göre takip edilmiyor, bundan dolayı aile kurumu yıkılıyor. Büyücülük de hiçbir şekilde takip edilmiyor. Bundan dolayı ruh hastaları artıyor.

Putperestliğin modern şekli hemen her şeyde, aynı zamanda ekonomide serbestliği yayıyor. Yönetimin suçlu sistemi  tefeciliği (gasp, banka faizi gibi şeyleri) kanunlaştırdı, teminatsız altın ve gümüşle fonların cirosunu meşrulaştırdı. Onların kanuna göre enerji, tahıl ve yaşam için gerekli diğer temel şeylerin piyasasında spekülasyona izin veriyor. Sayılanlar dışında bu sistem daha başka bir çok suç tablosunu da  onaylıyor.

Modern putperest devletlerde yönetim tamamıyla büyük sermaye sahiplerine ait. Onlar devlet başkanı ve diğer bürokratları atıyor. Onlar parlamentoya kendilerine gerekli kanunları emrediyor. Seçimler- kurdan başka değil. Halkın bilinciyle oynayan, rahip rolünü medya ve yönetimin kontrolündeki din adamları oynuyor. Ancak bilinçlerin bozulması okul sıralarında başlıyor.

Tek tanrılığa çağrı bu suç rejimlerinde doğrudan tehlike sayılıyor. Normal vatandaşlardan farklı olarak yönetimin sahipleri İslam’ı baş düşmanları olarak görüyorlar.

Biz buna bazı yerel bürokratlar örneğinde ikna olduk. Biz daha önceden safça onların Müslümanlara karşı İslam’ı bilmediklerinden ötürü düşmanlık beslediğini düşünüyorduk. Ancak biz onlarla barış diyalogu oluşturmaya çalıştığımızda, açıkça bize insanları İslam’a çağırmamıza izin vermeyeceklerini, İslam’la savaşacaklarını söylediler. Bu putperest liderler tek tanrılılığa düşmanlıklarını gizlemediler. Onlar halka açık konuşmalarında kendilerinin geleneksel İslam taraftarı olduklarını, sadece ‘terörizm’, ‘ekstremizm’ ve ‘vahhabizme’ karşı savaşmaya çağırdıklarını ifade ettilerse de özel sohbetlerde gerçek amaçlarını gizlemediler.

Örneğin, yerel parlamento Başkanı Zaurbi Nahuşev bize, “yönetimin gençlere Kur’an eğitimine izin vermeyeceğini” söyledi. O şunu da söyledi: “ Biz gençlerimizin camiye gidip Kur’an okumasını istemiyoruz”. O şunu da söyledi: “ Burada bize İslam lazım değil” ve nokta. Nahuşev İslam’a nefretini gizlemedi.

Dinimize benzeri bir yaklaşımı olan bir diğer tanınmış bürokrat Hauti Sohrokov da şu açıklamada bulundu: “ İslam’a ne ihtiyacımız var?! Bizim dedelerimiz putperestti. Rusya Hıristiyan ülkesi ve burada kimse İslam’ın yayılmasına izin vermez”. Savcı Ketov da Müslümanlara karşı baskıyı şöyle haklı çıkartmaya çalıştı: “ Biz ne yapabiliriz? Tüm dünya İslam ile savaşıyor. Biz de savaşmak zorundayız”.

Onlar, tüm dünyaya açıkça Müslümanları “Allah’ları ile birlikte” yok edeceğini açıklayan yeni liderleri Putin’i takip ediyorlar.

Polislere gelince, onlar da sahipleri gibi putperestlik dininin hizmetçileri. Onlar anayasaya sadık kalacaklarına ant içiyor ve tek tanrı inancındakilere karşı savaşıyorlar. Onlar arasında Müslümanlara sempati duyanların olduğunu da biliyoruz. Ama biz dış görünüşe göre yargılıyoruz. Bu görünüşlere göreyse polisler, savcılar, askerler ve hakimler çok tanrılılığın savunucularıdır. Eğer suç toplumunun her bir üyesi özünde Allah’ın kanunlarına saygı duyduğunu ispatlarsa, o zaman hiç kimse hiçbir zaman gereken cezayı vermeyecektir. Elbette biz öncelikli olarak İslam’ın daha belirgin düşmanlarını öldürmeye çalışıyoruz, ama bu diğerlerinin kendilerini güvende hissedebilecekleri anlamına gelmiyor.

Biz defalarca emniyet ve benzeri kurumlarda çalışan yerel vatandaşları, eğer görevlerinden ayrılmak istemiyorlarsa, hiç değilse sadece toplum düzenini sağlamakla sınırlı kalmaları konusunda uyardık. Biz onlara, baş düşmanımızın Kremlin mafyası olduğunu ilettik ve onlardan mücadelemize karışmamalarını rica ettik. Onların bir çoğu baştan kabul ettiler, hatta geniş çaplı askeri harekat başlaması halinde silahlarını Rusya yönüne çevireceklerini söylediler. Ama zamanla Rusya propagandası altında çoğu güçlü İslam karşıtı bir pozisyon aldılar.

Bu insanların iç yüzünü açıkça gösteren iki örnek getireceğim.

Bir defasında binbaşı rütbeli bir polis sorgu esnasında şöyle bağırdı: “Size Stalin lazım, Stalin!”.
Ben ona, Stalin’in tüm halkları asan bir zalim olduğunu söyledim.
O şöyle cevap verdi: “Demek ki onlar bunu hak etti”.
Ona sordum: “Peki sence bizim suçumuz ne?”.
Şöyle dedi: “ Siz Yermuk cemaati ile berabersiniz”.
Şöyle dedim: “ Peki Yermuk cemaati şahsen sana ne yaptı? Onlar Gürcistan’dan buraya döndüklerinde size yerel vatandaşlardan kimseye dokunmayacaklarını söylediler. Kışı geçirecek ve Çeçenya’ya gideceklerdi”.
Öfkeyle cevapladı: “ Onlar ne yaptı diye halen soruyor musun?! Onlar Osetya’da GRU özel birlik müfrezesini yok ettiler!!”.
Sordum: “ Senin için ne fark eder ki? Sen kendini Adige ve Müslüman sayıyorsun, kendisi için endişelendiğin bu özel birlik ise gavurlar, 18 ve 19. yüzyılda senin halkını tamamıyla yok eden düşmanlarının manevi mirasçıları değiller mi?”.
O “Ruslar doğru hareket etti ve Kabardeylerin kendileri suçluydu. Ruslara saldıracak bir şey yoktu. Eğer Adigeler düzgün davransaydı, kimse onlara dokunmazdı” dedi.

İşte biz böyle mankurtlarla savaşıyoruz. Bu insanlar sadece güç dilini anlıyor. Bundan dolayı Yüce Allah, hayatları ve mallarına acımadan onlara karşı mücadele etmemizi emretti.

Bir başka örnek.
Kardeşimiz emir Musa Mukojev (Allah rahmet etsin) yeniden emniyete ‘sohbet’ için çağrıldı. Onu dini ekstremizmle mücadele bölüm başkanı (Kabardey) sorguladı.
Konuşmasına şöyle diyerek başladı: “ Biliyorum, eğer siz yönetime gelirseniz öncelikli iş olarak tüm zavallı fahişe ve uyuşturucu bağımlılarını vuracaksınız!”.
Musa şöyle cevap verdi: “Şeriate göre uyuşturucu kullanan idam edilmiyor, bir kişiye zina suçlaması yapılabilmesi için ise, gözleri ile zinayı gören dört güvenilir şahit gerekiyor. Yani sadece zinayı utanmadan insanların gözü önünde yapan erkek ve kadın idam edilebilir”.
Polis şöyle dedi: “ İşte, görüyor musun, kendin itiraf ettin! Siz bu zavallı kadınları öldürmek istiyorsunuz!”.
Musa ona şöyle dedi: “ Bu kadınlar birilerinin kızları, birilerinin kız kardeşleri. Böylesi bir utancı ne kendimiz, ne bir başkası için istemiyoruz. Sonra, sen kendini subay düşünüyorsun, acaba eşinin seni bir başkasıyla değiştirmesine izin verir misin?”.
Polis subayı sakince cevap verdi: “ Bizim özgür ülkemiz var. Kanuna göre eşlerin başka bağlantıları olabilir”.

Bu tür örneklere devam edebilirim, ancak sizlerin de defalarca bu tür insanlarla karşılaşmak zorunda kaldığınızı düşünüyorum. Ve en hayret vereni de, onların kendilerini geleneksel Müslüman olarak adlandırma yüzsüzlüğü!

Bu putperestler ölmeden önce tövbe etmedilerse Müslüman mezarlarına ve İslam geleneklerine göre defnedilmemeli. Altud köyünde böyle bir olay olmuştu. Bir kişi öldü ve cesedini yıkamak için toplanan yaşlılar cesedin göğsünde ‘ateist’ yazan bir dövme gördüler. Yaşlılar cesedi yıkamayı reddetti. Ölenin yakınları onu haklı çıkarmaya çalıştı: “ O sadece NKVD’de çalıştı ve bu oraya alınabilmesi için bu dövmeyi yaptırması gerekiyordu, yoksa Müslümandı”. Ama yaşlılar Müslüman mezarlığında gavurun yeri yok diyerek o kişiyi defnetmeyi reddettiler.

Soru:
– Adige sivil örgüt liderlerine yönelik saldırılarla ilginiz var mı? Kendisini temiz İslam taraftarı olarak düşünen genç insanların polise yardım ederek muhalefetin miting yapmasına engel olması olayını nasıl açıklayabilirsiniz. Ben kendim Müslümanım ve ne putperestliğe, ne Balkarlar veya Karaçaylarla savaşa çağırmıyoruz. Adige sivil örgütleri Karaçay veya Balkarlara karşı çıkmıyor ve halkları çatıştırmak istemiyor. Biz sadece vatandaşların çıkarlarını koruyoruz ve toprak meselesinin adil çözümünü istiyoruz. Kanokov’un istifasını istiyoruz. Müslüman din lideri olarak yaşananları değerlendirmeniz ve özellikle de toprak meselesiyle ilgili değerlendirmede bulunmanız gerektiğini düşünüyorum.

Cevap:
– Rahman, Rahim Allah’ın adıyla!

Allah’a hamd, salat ve selam peygamberi, ailesi ve tüm ashabına olsun!

Sivil örgüt liderlerinin dövülmesi ve mitinglerin dağıtılması olaylarına bize bağlı kimse katılmadı.

Bu eylemler için namaz kılan gençlerden birilerini sömürge idarenin kullanmış olabileceğini ihtimal dışı görmüyorum.

Kanokov ve diğer sömürge idare bürokratlarına karşı tavrımızı defalarca ifade ettik.

Hiçbir zaman Kanokov’u desteklemedik ve bugün de desteklemiyoruz. “Kabardey-Balkar devlet başkanının’ değişmesi için mücadele etmiyoruz, çünkü o burada hiçbir şeyi bağımsız çözmüyor.

Hatırladığım kadarıyla, ifade ettiğiniz Adige örgütlerin kendileri Kanokov’a aktif destek vermişlerdi. Bu örgütlerin liderleri bizi, polis olarak çalışan Adigeleri öldürmekten ötürü kınıyordu. Ve bugün bu liderlerin açıklamalarından, onların kendilerini Rusya’ya sadık olarak düşündükleri ve anayasasına saygı duydukları açıkça görülüyor. Bu liderlerden biri Ekim 2005 olaylarından sonra Türkiye’deki Adige köylerini ziyaret etti Mücahitlere karşı kampanya yürüterek bilinçli olarak insanları şaşırttı. Köylerden birinde “ Nalçik’teki ayaklanmayı, yeni Adige devlet başkanı Kanokov’un otoritesini sarsmak için Kokov’un adamlarının kiraladığı haydut ve uyuşturucu bağımlılarının gerçekleştirdiğini” söyledi. O, “bu haydut gurubunun  yiğit Adige polisleri tarafında yok edildiğini” de ekledi. Başka köylerde olayı başka şekilde sundu. Orada bu olayın gerçekten, bu yolla Kanokov’a zarar vermek isteyen içişleri bakanı Şogenov’un tahrik ettiği  Müslümanların ayaklanması olduğunu söyledi. O durumu Türkiye’li Adigelere böyle sundu. O aynı zamanda Kafkasya dışında yaşayan tüm yurttaşlarımıza, dünyadaki tüm Adigelerin, Adigelerin problemlerini çözecek olan “yeni devlet başkanını desteklemeleri gerektiği” telkininde bulundu.

Siz Adige sivil örgütlerinin Karaçay veya Balkarlara karşı olmadığını, halkları çatıştırmak istemediklerini söylüyorsunuz. Siz aynı zamanda sade vatandaşların çıkarlarını koruduğunuzu, toprak meselesinin adil çözümünü istediğinizi söylüyorsunuz.

Ama, aynı şeyi Balkar sivil örgüt temsilcileri de söylüyor.

Ve aynısını Kanokov taraftarları da söylüyor.

Her biri, hem kendi halkına, hem komşusuna iyilik istediğini söylüyor. Problem şu ki, her birinin kendi adalet yorumu var. Herkes biliyor ki, diyalog gerekli, ancak buna iki şey engel oluyor. Bir taraftan: aklı gölgede bırakan üstünlük kompleksi ve duygusu. Diğer taraftan: işgal ve halklarımıza bağlanan Rusya kanunları. Gençlik meselenin duygu yönüyle sürekleniyor, daha büyük olanlar ise Rusya yasaması ıssızlığına saplandı.

Rusya kanunları hakkında konuşulacak olursa, öncelikli olarak: Rusya’da kanunlar salakça, bunu Rusların kendileri de itiraf ediyor. Özellikle toprakla ilgili kanunlar kafa karıştırıcı ve aptalca.

İkincisi: bu kanunlar bile işlemiyor ve yerine getirilmiyor, çünkü Rusya’da bağımsız mahkeme yok. Onlar kararlarını ya ‘yukarıdan’ gelen emir veya ‘yukarıdan’ emir yoksa rüşvete göre veriyorlar.

Bu toprak meselesi kararının nasıl alındığı ve kim tarafından alındığı belirsiz. Bu kararların ardında kimin olduğu belli değil. Bu meselenin hangi düzeyde çözüldüğü bile belli değil. Bu olaya uzlaşma komisyonu üzerinden biçim verildi, halbuki herkes biliyor ki, komisyon sadece paravana. Moskova genellikle, kendisi için hoş olmayan sonuçlardan korktuğunda böyle yapıyor. Eğer halk ayaklanması güç yoluyla bastırılamazsa, ‘makasçıyı’ belirleyecek ve onu ‘cezalandıracak’ herhangi bir günah keçisi göndermek mümkün olacak.

Bu meselede bizim tavrımız şöyle:

1. Eğer milli örgütler Rusya yönetimine karşı isyan edecek olursa (yerel kukla yönetimi veya Moskova yönetimine karşı olması önemli değil), biz bu örgütlere engel olmayacağız.

2. Eğer bu örgütler diğer Müslüman halklara karşı savaşa çağıracak olursa, savaşı önlemek için müdahale etmek zorundayız.

3. Müslümanları çağırıyoruz: kendi siyasi rakipleri ile mücadelelerinde sizi kullanmaya çalışanların elinde itaatkar bir alet olmayın. Tüm gücü en baş tagut Rusya ile mücadeleye yönlendirmek lazım.

4. Toprak problemiyle ilgili olarak. Bu problemle ilgili adil çözüm sadece şeriat ile olur, ancak bu zor meseleyi işgal şartlarından çözmek mümkün görünmüyor. Bundan dolayı toprağımızı ele geçirenlere karşı mücadele etmeliyiz.

Soru:
– Toprakla ilgili anlaşmazlığa neden müdahale etmiyorsunuz? Zira bu meseleyi İslam’a göre çözmek mümkün…

Cevap:
– Rahman, Rahim Allah’ın adıyla!

Allah’a hamd, salat ve selam peygamberi, ailesi ve tüm ashabına olsun!

İşgal şartlarında bile toprak meselesini teorik olarak çözmeye çalışmak mümkün. Uzlaşma komisyonu toplamak mümkün, ancak sadece milletvekili ve bürokratlardan değil, aynı zamanda halk arasında gerçekten saygı duyulan kişilerden toplamak lazım. Komisyona şeriati bilen insanlar çağırmak, tartışmalı meseleler listesi oluşturmak ve gerekirse bu soruları otoriter İslam alimlerine göndermek mümkün. Ancak tüm bunlar teoride. Uygulamada, bunu gerçekleştirebilmek şüpheli. Problem şu ki, Rusya hastalıklı şekilde şeraitle ilgili her şeye tepkili yaklaşıyor. Şöyle bir tablo hayal edin: Rusya mahkemesi çözemedi, şeriat mahkemesi çözdü. Bu Rusya’da anayasa yapısının temelini patlatır.

Neden söz ettiğimin anlaşılır olması için bu meseleyle ilgili bir tecrübemi anlatayım.

2004’e kadar düzenli olarak davaları şeriate göre çözüyorduk. Bize çeşitli kategoriden insanlar başvuruyordu. Hatta polisler ve hukukçular bile vardı. Onlar İslam’ı ve şeriati sevdiği için değil, sadece başvuracakları bir yer olmadığı için geliyordu, çünkü Kabardey ve Balkar’da başka mahkeme hiç yoktu. Olanları ise mahkeme olarak adlandırmak mümkün değildi orada herkes satılıyordu ve alınıyordu.

Halk arasında hızla bölgede normal mahkeme olduğu söylentisi yayıldı. İşgalci yönetim ve Rusya istihbaratı bunda kendi yönetimleri için bir tehlike gördüler. Bizi gözaltına aldılar ve Petigorsk’a götürdüler.

Hapiste gözaltında iken, kendisini Lübyanki’den albay olarak tanıtan bir kişi beni sorguya çağırdı.
Bana şöyle dedi: “ Umuyorum ki, ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’ mefhumlarının safları yetiştirmek için düşünüldüğünü biliyorsundur. Sen galiba, bizim senin, aleyhinde her türlü suçlamayı yapabileceğimizi, tüm hayatın boyunca hapiste oturabileceğini biliyorsundur”.
Ona sebebin ne olduğunu sordum ve cevap verdi: “ Sen potansiyel olarak Rusya devleti için tehlikelisin, çünkü Kabardey-Balkar’da İslam’ı yayıyorsun, bu ise Kafkasya’nın Rusya’dan ayrılmasına götürebilir”.
Sordum: “ Peki sizce İslam Rusya için neden tehlikeli?”.
Cevap verdi: “ Sizin propagandanız yüzünden Nalçik sokaklarında çok sayıda sakallı genç ve tesettürlü bayan, bölgede çok sayıda mescit ortaya çıktı. Bundan dolayı Rus nüfusun göçü yaşanıyor. İkinci sebep, seminer ve vaazlarınızda Müslümanın şeriate göre yaşaması gerektiğini iddia ediyorsunuz. Bununla birlikte Rusya anayasasını şüphe altında bırakıyorsunuz. Ve şeriate göre yaşamak isteyenlerin sayısı sürekli artıyor. Bu Kabardey-Balkar’ın Rusya’dan ayrılmasına götürebilir. Bundan dolayı, ya insanlara şeriat hakkında konuşmayacağını imzalarsın, ya da hapiste kalırsın.
Sordum: “ Peki bana seminerde şöyle bir şey sorarlarsa ne cevap vermemiz söylersiniz: Müslüman Allah’ın Kanuna göre yaşamak istemeli mi, İslam devletinin kurulmasını istemeli mi? Ne cevap vereceğim?”.
Şöyle dedi: ona şunu söylemen lazım: biz Rusya vatandaşıyız ve kanunumuz Rusya Federasyonu Anayasası.
Bende cevap olarak: Hiçbir söz vermeyeceğimi, FSB lehine Kur’anı tahrif etmektense hapiste kalmayı tercih ettiğimi söyledim,
o da şöyle cevap verdi: “ O zaman sizi yok etmek zorunda kalacağız”.
O zaman beni yargılayacaklarını, uydurulmuş bir suçlama ile en az 25 yıl hapis alacağıma inanmaya başlamıştım, ama ben ve emirimiz Musa Mukojev o zaman serbest bırakıldı.

Buna sebep, Allah’ın rahmeti sayesinde Kabardey ve Balkar’daki dalgalanma oldu. O zaman Rusya’nın Çeçenya’da ağır durumu vardı ve kafiler Kabardey – Balkar’da da durumu ağırlaştırmak istemedi. Ama İslam düşmanları Çeçenya’da bazı askeri başarıları elde ettiği gibi İnguşetya’da, daha sonra Kabardey – Balkar’da ve Batı Kafkasya’da insanları kaçırmaya, öldürmeye başladılar. Nalçik’te ve diğer şehir ve köylerde mescitler kapatıldı. Defalarca imam ve vaazcıların (kaza cinayeti olayı görüntüsü ile) kaçırılma ve öldürülme girişimi oldu. Bunun neye sebep olduğunu herkes biliyor.

Toprak meselesinin şeriate göre, işgal şartlarında çözümünün zor olmasının nedenlerinden biri de şeriatin toprak kullanım düzeni için esnek mekanizma öngörüyor olması. Yasal İslam hükümetinin olmadığı işgal şartlarında ise, toprak meselelerini düzene kavuşturacak kimse yok. İşgalci yönetimin kararları şeriate göre yasal sayılmıyor.

Şeriate göre mera ve otlaklar özel mülkiyete veya herhangi bir kabile veya milletin toplumun kullanımına verilemez. Meralar, su kaynakları ve yakacaklar, etnik veya ırksal aidiyete bağlı olmaksızın o yerde yaşayan Müslümanların ortak malıdır. Bu tür toprakların kullanım düzenini Allah’ın Kanunuyla devleti idare eden hükümet belirliyor. Bu konuda kesinlikle, bu yerde yaşayan ve hayvancılıkla uğraşan insanlar arasında yerleşen gelenekler dikkate alınıyor. Tüm tartışmalı meseleleri mahkeme çözüyor.

Kafkasya Emirliği Şeriat Mahkemesi teorik olarak bu meselenin çözümünü üzerine alabilir, ancak uygulama olarak biz mahkeme kararının “darul küfr” yani kafirler tarafından işgal edilen bölge şartlarında yerine getirilmesini sağlayamayız. Bu şartlarda öncelikli görev bölgenin serbest kalması ve İslam düzeninin inşası için mücadeledir.

Kabardey-Balkarlı Bir Gencin Emir Seyfullah’a Mektubu:

– Bismillahirrahmanirrahim, Elhamdülillahi Rabbil alemin.

Selamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatuh, Emir Seyfullah! Size başvuruyorum emirim, çünkü Kabardey’imizde yaşananları daha fazla seyredemeyeceğim. Son zamanlarda Müslümanların 200 yıl önce topraklarımızı işgal etmiş olan dış düşmanımızdan soyutlanmaya başladığını daha fazla görmeye başladım. Bunun delili aslında aynı inancın birleştirdiği, yan yana yetişen ve büyüyen iki kardeş halkın karşılaştığı geçen ki miting. Bu ne zamana kadar devam edecek? Dini topluluğumuzun büyük bölümü size büyük saygı ve güvenle yaklaşıyor Seyfullah, gençler senin vaazlarını okuyor ve batıl karışmamış gerçek İslam’ı öğreniyor. Maalesef müftülerimiz ve diğer kamu Müslümanları Kremlin’e selam duran hahamlar oldular. Bir çok kardeşimizi kaybediyoruz.

Şimdi Prielbrus’da otelcilik ve mümkün olan tatil yatırımlarının inşası meselesi aktif olarak gündeme getiriliyor. Kanokov bak gör bir yıl sonra tüm Cumhuriyeti satın alacak ve onun halkını paralı iş gücüne dönüştürecek. Halk bunu anlıyor ve şimdi normal insanları destekleme zamanı, onlarsa bizi destekliyor.

Cumhuriyette şu anda mukavemet organize edebilecek otoriteler kalmadı. (…)

Normal halkla ilişki olmadığında insanlar yakında liderlerini unutmaya başlayabilir. Zira eğer kutsal kitaba bakılacak olursa, sadece Peygamberin Mekke’ye dönüşü onu gerçekten tüm Müslüman ümmetin yöneticisi yaptı ve İslam bayrağı altına binlerce insanı yerleştirdi. (…)

Bize tavsiyede bulun, elimizden kaçırmadan anı en iyi şekilde nasıl kullanırız. Yakında yeniden miting olacak. (…) Halkın aynı yoldan gitmesi için bir şey yapmak lazım, ancak kimse nasıl olacağını bilmiyor. Herkes otoriter bir söz bekliyor. Cevap ver bize.

Emir Seyfullah’ın Cevabı:

– Rahman, Rahim Allah’ın adıyla!

Allah’a hamd, salat ve selam peygamberi, ailesi ve tüm ashabına olsun!

Değerli kardeşlerim! Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh!

Allah’ın sözünü yükseltmek için tavrınız ve isteğinizden ötürü Allah sizi ödüllendirsin.

Sizleri, vilayetimizin muhacirlerinin durumu ve gücünün her geçen gün artıyor olmasından ötürü sevindirmek istiyorum. Son altı ayda Allah’ın lütfuyla mütevazi cephanemiz birkaç kat büyüdü. Bir çok kardeşimiz askeri hazırlık kursundan geçti. Allah’ın lütfuyla komutanlık yapısı tamamen inşa edildi ve yeni emirlerimiz görevlerini başarılı şekilde yerine getiriyor. Allah’a şükür yalnız değiliz. Kafkasya’nın diğer vilayetlerindeki kardeşlerimiz kafirlere büyük zarar veriyor.

Savaş devam ediyor ve kayıp kaçınılmaz, ancak bu bize planlarımıza uygun olarak belirlediğimiz hedefe gitmeye engel olmuyor. Şehitlerin ve kanlarının bereketi cihadı besliyor.

Bugün tüm Kafkasya fokurduyor. Rusya yönetimi işgal ettiği toprakları idare etmedeki başarısızlığını gösteriyor. Bu sistem krizi. Rusya’da devlet ideolojisi yok. Birliğin dağılmasının ardından oluşan ideolojik boşluğu devlet batı demokrasi fikri ve Rus milliyetçiliği ile doldurmaya çalıştı. Moskova yönetimi altında yaşayan halklar demokrasiyi kabul etmedi, yayılan milliyetçilik ise devleti dağılmaya götürüyor. Dağıstan kaos ve anarşinin eşiğinde. Çeçenya ve İnguşetya’da Rusya yönetimi büyük bir zorlukla tutunuyor, ama sadece terör sayesinde. Kabardey ve Balkar’yada gerginlik artıyor.

Kabardey – Balkar halklarının bu yönetimin kölesi olmak istememesi bizi sevindiriyor. Ama bizim insanlara, bir kukla ‘devlet başkanını’ bir başkasıyla değiştirmenin anlamı olmadığını anlatmalıyız. Meseleyi bir başka alana taşımalı ve Moskova tarafından her kim atanırsa atansın durumun başka şekilde değişmeyeceğini anlatmalıyız.

Bugüne kadar putperest yönetim rahipleri aracılığıyla insanları kandırmayı başardı. Ama bugün insanlar sanki bu rüyadan uyandı ve gerçeği kabul etmeye hazır olduklarını ifade ediyorlar. Bunun için şu etapta önemli olan onların tek tanrılılığa çağırmak. Ama bunu doğru yapmak, Peygamberler ve Elçiler metoduna sıkıca riayet ederek yapmak lazım. Bir haftandan az bir süre sonra inşaAllah biz şeyh Abu Muhammed el Makdisi’nin ‘ İbrahim Dini ve Peygamberlerin ve Elçilerin daveti” kitabının tercümesini yayınlayacağız. Bu kitabın tüm postsovyet alanındaki Müslümanların durumun köklü şekilde değiştireceğiniz düşünüyorum. Onu okuduğunuzda aslında İslam Davetinin nasıl olması gerektiğini öğreneceksiniz.

Mektubunuzda şöyle dediniz: “ Normal halkla irtibat olmadığından insanlar kısa sürede liderlerini unutmaya başlayabilir (…) sadece Peygamberin Mekke’ye dönüşü onu gerçekten tüm Müslüman ümmetin başkanı yaptı ve İslam bayrağı altına binlerce insanı koydu”.

Siz aynı zamanda şöyle dediniz: “ Halkın aynı yoldan gitmesi için bir şey yapmak lazım…”

Biz halkla irtibatı desteklemeye çalışıyoruz ve durumu dikkatlice takip ediyoruz. Halkla açıklayıcı çalışmalar yürütmeye çalışıyoruz ve insanların aynı yoldan gitmesini istiyoruz. Ama biliyoruz ki, doğru Davet kesinlikle İslam’a göre yaşamayan toplumda dağılmaya götürecek. Peygamberin halkları birleştirmeden önce, insanlar arasında bölünme kaydettiğini unutmamalıyız. Putperestler onun hakkında şöyle demişti: “ O bizi akılsız olarak adlandırdı, babalarımızı kötüledi, dinimizi küçük düşürdü, toplumumuza dağılma getirdi ve tanrılarımızı lanetledi”.

Bizim de bugün insanlara putperestlik sisteminin bozukluğunu anlatmalıyız. Tüm bu kanunlar, anayasa, mahkeme ve parlamentoları alaya almalıyız, onları hor gördüğümüzü göstermeliyiz.

Bu mücadeleye katılmadan önce her birimizin ne için mücadele ettiği hakkında net bir fikrimiz olmalı. Müslüman bunun sadece toprak veya herhangi daha başka kaynaklar için olmadığını bilmeli. Bunun tek ilah inancı olanlar ve putperestler arasında mücadele olduğunu bilmeli. Ancak bugün insanlar cehalet içinde. Onlar dinlerinin temel esaslarını bilmiyorlar. İşgalciler onların kafalarını vatanseverlik, hoş görü, demokrasi gibi yanlış kavramlarla karıştırıyorlar. Televizyon ve gazeteler aracılığıyla bunlar gün boyu dolduruluyor. Beyinlerini yıkatmayan ve bu saçmalıklara inanmayanlar sadece korkutuluyor. Rusya’ya karşı mücadele edilebileceği düşüncesinin tek anlamıyla intihar anlamına geldiği konusunda etkilenmeye çalışılıyor.

Bizim görevimiz bu propaganda efsanelerini teşhir etmek, putperestliğin tüm şekilleriyle dalga geçmek, insanlarda kötülüğe tahammülsüzlüğü yetiştirmek.

İnsanlara, vatanına (insanın doğduğu ve büyüdüğü yere) sevginin veya anadiline ve onu konuşan insanına sevginin doğal duygular olduğunu açıklamalıyız. Ama bu duygular din veya devlet ideoloji alanına taşınmamalı.

Halklarımıza bizlerin İslam ümmetinin bir parçası olduğumuzu ve Müslümanlar arasında bariyerler olmaması gerektiğini anlatmalıyız. Müslüman işgalcilerin çizdiği sınırları kabul etmemeli. Toprak Kabardey veya Balkar olamaz. Eğer bir toprak Hasan adında birine aitse, biz şöyle deriz: bu toprak Hasan’ın. Söz konusu meralar ise, buralarda hayvanlarını otlatma hakkı şu ve şu köylerin sakinlerine aittir diyoruz. Toprağı paylaştırırken köylerin milliyetinden değil sayılarından yola çıkıyoruz. Bizim Kabardey ve Balkarların beraber yaşadığı köylerimiz var. Ve şimdi üç yüz yıl önce buralardakilerin yaşadığı artık önemli değil.

Bizim aynı zamanda insanlara, sosyal eşitsizliğin vahşi kapitalist kanunların tahakkümünün bir sonucu olduğunu açıklamalıyız. İslam sermaye sahiplerinin diğer insanları iş için kiralamasını yasaklamıyor. Biz bunun sömürü olduğunu düşünmüyoruz. Kapitalizmin problemi başka o tefecilik üzerine kurulu. Tefeciler (bankacılar) ise Kur’an’da ifade edildiği gibi Allah’ın düşmanıdırlar.

Geçenlerde, köylerimizde yaşayan vatandaşların, kapitalistlerin tüm topraklarını satın almış olmasından ve şimdi ev inşa etmek isteyen köyün gencinin büyük paralarla kendi köyünde toprak satın alması gerektiğinden dolayı şikayetçi olduklarını okudum.

İnsanlara açıklayın, İslam’a göre zenginler kendilerine ait olan topraktan ev inşası için ihtiyaç sahiplerine yer vermeli. Hatta bu zengin insanlar zekatlarını ödedilerse bile yine de Allah’ın kendilerine verdiklerinden bağışlamak zorunda. Alimler, eğer bir komşunun kovası var, diğerinin yoksa ve kuyudan su almak için kovaya ihtiyacı varsa, birinci komşunun kovasıyla diğer komşuya imkan sunması gerekiyor. Eğer o bunu reddederse ihtiyacı olan komşu, izinsiz kovayı alma hakkına sahip.

Mitinglere gelince, onlarda duygunun öne çıktığını bilmelisiniz. Bize ise duygusal patlama değil, ciddi, dengeli yaklaşım lazım. Ve Allah yolunda çalışmaya hazır olmak. Mitingde yapılacak maksimum şey tevhide çağrı. Ve bu da az değil.

Güce gelince, güç mitinglerde değil, daha çok silahlarda.

Yüce Allah şöyle buyurdu: “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz”. (Enfal 8:60)

Peygamberimizin (s.a.v.) dediği gibi “ Güç, atıştır”. Yani bu gücü hazırlayın. Ve biz hepimize, Allah yardım etsin! Amin!

Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatüh