Dokka Umarov ile röportaj

Ukrayna’da yayınlanan Banderivets sitesi direniş cephesini temsil eden Çeçen-İçkerya Devlet Başkanı Dokka Umarov ile direnişi, cephedeki durumu ve Rus yanlısı Çeçen yönetimin başkanı Ramzan Kadirov’un yürüttüğü kampanyayı konuştu.

Çeçen halkının Moskova saldırganlarına karşı mücadelesi bugün ne düzeyde bulunuyor? Bu mücadelenin geleceği konusunda ne düşünüyorsunuz?

Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla. Öncelikle bu imkanı fırsat bilerek Çeçenya’daki kadar olmasa da Kremlin rejiminin baskılarına maruz kalan tüm Ukrayna halkına en iyi dileklerimi iletmek istiyorum.

 

Evimizde ve Kuzey Kafkasya’daki duruma gelince, Putin ve onun Çeçenya’daki kuklalarının iddialarının aksine savaş devam ediyor. Enformasyon ablukası, savaşın bittiği şeklindeki Moskova’nın yalanlarına inanmak isteyenler için geçici bir yanılsama oluşturabilir, ama bu olayın gerçek durumunu değiştiremez. Bir kez daha açıklıyorum, savaş devam ediyor.

 

2006 yazında iki önemli liderimizi Devlet Başkanı Abdulhalim Saydulayev ve Devlet Başkanı Yardımcısı Şamil Basayev’i kaybetmiş olmamız elbette planlanan askeri operasyonların temposunda etkili oldu. Bunun dışında geçen sonbahar, köylerde ve şehirlerdeki güçlerimizin eylemlerine yaklaşımımızın değişmesine bağlı olarak taktiklerimizi değiştirme kararı aldık. Başka bir ifade ile şu anda yeni taktikle savaşı yürütmeye uygun olarak askeri düzenimizi yeniden şekillendiriyoruz.

 

Sonbahar ve kış daha çok hazırlık çalışması ile geçti. Bizim büyük problemimiz, cihada katılmak isteyen gençlerin akını. Tüm isteyenlere silah sağlayamıyoruz, ama bu problemi çözmeye gayret ediyoruz. Bu süre zarfında planlı askeri operasyonlara tek bir gün ara verilmedi. Özellikle dağlık bölgelerinde olmak üzere birliklerimizin yürütmüş olduğu operasyonların sadece yüzde 5-10’u medyaya yansıyor.

 

Cephe önünde bulunan bizler için bu savaşın geleceği açık. Başarıdan ve bizi kesinlikle işgalcilerin Kafkasya’dan sürülmesine götürecek olan Rusya imparatorluğunun mağlubiyetinin kaçınılmaz olduğu konusunda şüphemiz yok. Putin televizyonuna bakan ve Kadirov masallarını dinleyenler için durum farklı görünüyor. Ama bu onların problemi ve bizi ilgilendirmiyor.

 

Her şeyin zamanı var. Biz hiç bir yere acele etmiyoruz. İnanan bir Müslüman için cihad, herkesin katılma şansı elde edemediği Allah’ın bir lütfu. Bunu hat etmek lazım.

 

Birinci savaşa katılanların önemli bir kısmının hatta liderlerinden bazılarının düşman tarafına geçmiş olması gerçeğini nasıl izah edebilirsiniz?

 

Biz Müslümanlar her olay ve harekete İslam açısından yaklaşıyoruz. Allah Kur’an’da bizi, kendini Müslüman olarak adlandıran herkesin kesinlikle niyetini, hedeflerini ve arzularını göstermesi konusunda uyarıyor. Sınanmayan kimse kalmayacak. Bunun için cihad Allah’ın lütfu. Cihad kimin ne olduğunu belirliyor.

 

Savaş, kimlerin samimi, zayıf, İslam’dan ve Çeçenya’nın bağımsızlığından uzak hedefler takip ettiğini veya sadece düşmanın ajan ve muhbiri olduğunu ortaya çıkardı. Birinci savaş sadece ikincisine hazırlıktı.

 

Bununla birlikte birinci savaşa katılanların çoğunun düşman tarafına geçtiği yönündeki varsayımı da çürütmek istiyorum. Rakamları vereyeyim.

 

6 Ağustos 1996’da Çeçenya’nın başkentine yapılan saldırıya 850 mücahit katıldı. Üç gün geçtikten ve şehri terk etmeyi düşünmediğimiz anlaşıldıktan sonra ‘gönüllü milis’ ve ‘gönüllü’ birlikler ortaya çıkmaya başladı. General Pulikovski’nin bilinen ültimatomuna kadar şehirde yaklaşık üç bin silahlı toplandı. Ültimatomdan sonra yeniden geriye 850 mücahit kaldı.

 

Çatışmaların bitmesi ve Hasavyurt’ta anlaşma sağlanmasından sonra silahlı birlikler yağmurdan sonraki mantar gibi bitti. İkinci savaşın başlaması ile (daha sonra açığa çıkarıldığına göre) bu birliklerin çoğunluğu FSB tarafından finanse edildi ve oluşturuldu ya da Rusların tarafında koştular veya ‘ geçtiler’.

 

Baba ve oğul Kadirov etrafındaki yanlış açık bir örnek. Rusya propagandası her herde onların 1994-96 yıllarında Rusya ordusuna karşı mücahitler tarafında savaştığını yazıyor. Ama bu yalan.

 

Ne babası, ne oğlu Rusya tarafında tek kurşun sıkmadı. Ahmed Kadirov (FSB ajanlık lakabı ‘Adam’) Sovyet döneminden beri KGB-FSB ajanı, tüm savaş boyunca oğulları ile beraber Hosi-Yurt köyünde oturdu. Lebed açığa çıktıktan sonra FSB’nin görevlendirmesiyle aktif hale geldi. Bu zamana kadar Raduyev’in Kizlar’a baskınından sonra bir kez Oskhar (Novogroznıi) köyünde görüldü ve basın toplantısına katıldı. Oğlu Ramzan Kadirov tüm bu zaman süresince babasının şoförü idi. İşte bu muhbirlerin tüm ‘askeri yolu’ bu.

 

Bir defasında düşmana teslim olmak için af bulan eski Çeçen-İçkerya Cumhuriyeti eski Savunma Bakanı Magomed Hanbiyev birinci savaş ve ikinci savaşa kısa bir süre katıldı. O ve etrafından yakınlarından bir kaçı ile kendisi teslim oldu.

 

Kadirov gibi muhbir olan ve birinci savaştan sonra FSB’nin görevi üzerine Kadirov ile beraber insan kaçırmakla meşgul olan Sulim Yamadayev de birinci savaşa katıldığı taklidini yaptı. (Savaşın büyük bir bölümünde Beno’daki petrol kuyusunda oturdu).

 

Elbette, birinci savaşa gerçekten katılmış olan ve daha sonra düşman tarafından geçenler de var. İkinci savaşın başına da katılmış olan ve daha sonra düşman tarafına geçmiş olanlar da var elbette. Ama sizi temin ederim ki, bu tür insanların sayısı çok az.

 

Bugün düşmana hizmet eden binlerce muhbir, her halkın arasında var ve gerçek savaş katılımcıları ile hiç bir ilgileri yok.

 

Ama bu elenme ve seçilme süreci. Şu anki ağır savaşı omuzlarında, en samimi ve en sadık kişiler, cihada dünya menfaati için de değil de Allah rızası için gidenler, sadece O’ndan hoşnutluk bekleyenler, insan kınamaları, düşmanın tehdidi, ölüm korkusunun üzerlerinde etkili olmadığı kişiler taşıyor.  Bu bizim altın stokumuz ve özellikle vatanlarının, halklarının ve devletlerinin asıl savunucuları bu insanlar sayılıyor.

 

Komşu Kafkas cumhuriyetlerinde milli özgürlük mücadelesi gelişim perspektiflerini nasıl değerlendiriyorsunuz ve milli faktörü mü dini faktör mü çözümleyici olacak?

 

Rusya savaşı Çeçenya bölgesi ile sınırlandırmaya gayret etti. Hatta ‘Çeçenleştirme’ kelimesini bile düşündüler. Ancak Moskova’dan farklı olarak savaşın kendi kuralları var ve yaradanın kendi planı. Bugün cihad tüm Kuzey Kafkasya cumhuriyetine tamamen yayıldı. Kafkas Cephesi kuruldu, birlikleri ortak askeri yönetim başkanlığında askeri operasyonlarına uygun olarak hareket ediyor.

 

Rusya 1999 Dağıstan olaylarını Kuzey Kafkasya halkları arasında dağılma ve düşmanlık için kullanmayı istedi, ama Rus istihbaratının o zaman kullanmaya çalıştığı ve halen kullanmakta olduğu milliyetçilik tablosunun gerçek olmadığını göstererek, Çeçenya’da cihadı ilk destekleyenler Dağıstanlı mücahitler oldu.

 

Hatırlatırım ki, Kuzey Kafkasya halklarının ortak devlet tecrübesi var. Şeyh Mansur, İmam Şamil, Dağlı Cumhuriyeti, Kuzey Kafkasya Emiri Şeyh Uzun Hacı döneminde olduğu gibi. Bu birliklerin temelinde her zaman İslam vardı, Dağlı Cumhuriyetinde ise Genel Kafkasya Birliği ve dekolonizasyon düşüncesi vardı. Bundan dolayı Kafkas halklarının Rusya sömürgeci işgalinden kurtulmak için mücadelede birleşme tecrübesi ve temeli var.

 

‘Halkların hapishanesi’ Rusya imparatorluğunun dağılması, belki de yakın gelecekte olacak bir mesele. Size göre, eski imparatorluk bölgesinde hangi devletler oluşacak, özgür kalan halkların Ukrayna ile münasebetleri nasıl olmalı?

 

Daha önceden mümkün olmayan şeylerin böylesine hızlı geliştiği dünyadaki durumu analiz edince, değişikliklerin kaçınılmaz olduğu sonucuna varıyorsun. Bir de global ölçüde değişiklik. Dünya başka oldu, istikrarsızlık dönemi gelip çattı ve yeni taksimat zamanı.

 

Rusya imparatorluğunun hangi bölümlere ayrılacağı sadece tahmin edilebilir, çünkü bu sürece bir çok faktör etkili olacak.

 

Her bir olayın sebebi vardır. İmparatorluğun dağılmasının da sebepleri olmalı. Sadece oturmak ve bunun ne zaman gerçekleşeceğini beklemek delilik. Bunun için gayret etmek gerekir. Rusya imparatorluğu süngü ve kan ile tutunan suni bir oluşum, bundan dolayı bu kanlı oluşuma karşı gayret er yada geç onun dağılması konusunda başarıya götürecek.

 

Bunun dışında objektif bir grup sebep de (demografik kriz, kuzeyde Çin’in yayılması, Kremlin ve diğer yerlerdeki yönetimin zulmedici karakteri) kötülük imparatorluğu kalıntılarının dağılma sürecine hızlandırmaya götürebilir.

 

Moskova tarafından işgal edilen halkların özgürlük hakkı var. Rusya sömürgeciliğe bağlı olarak onlarca halk ve ülkeyi tutuyor, bunun için gelecekteki devletin etnik-bölgesel sınırlardan oluşması tamamen mantıklı. Eğer İslam faktörünü hesap edecek olursak, bir çok sömürge halkının Müslüman ve İslam devletini kurması tamamen gerçek olabilir.

 

Moskova imparatorluğunun dağılması halinde, onun yığıntılarında Rusların imparator-şovenist sendromundan kurtulmada olumlu rol oynayabilecek Rus faktörü üzerine bir kaç yeni devlet oluşabilir.

 

Ukrayna’nın bu yeni oluşacak devletlerle münasebetleri, doğu Avrupa’da önemli stratejik yeri olmasından ötürü partnerlik karakterinde olmalı.

 

Bunun dışında, Ukrayna imparatorluk sendromu ile yüklü değil ve sömürgeci suçlara katılmadı, özellikle de Müslümanlara karşı. Bundan dolayı Ukrayna’nın ülke dışındaki askeri hareketlere katılması, örneğin Irak’ta, stratejik yanlış olarak görünüyor.

 

İçkerya yönetimi, siviller arasında toplu rehine operasyonlarının yürütülmesinin gereksiz olduğunu kabul etti mi? Neden son zamanlarda bu tür operasyonlar yapılmıyor, sadece Rus işgalcilerine ve milli hainlere karşı operasyonlar düzenleniyor?

Savaşta işgalcilere Şeriat’ın belirttiği duruma göre hareket ediyoruz: “Onlarla sizinle savaştıkları gibi savaşın, ama suç işlemeyin”. Hem Nord-Ost’da hem Beslan’da Putin için Çeçen halkı jenosidine son verilmesi, kendi şahsını koruyarak savaş son vermesi için şartlar oluşturuldu O insan hayatının kendisi ve Rusya yönetimi için değerli olduğunu gösterebilirdi. Ama o başka bir şey, Rusya yönetimi için insan hayatının (ne kendilerinin ne başkalarının) hiç bir anlama gelmediğini gösterdi. O hasta manyak.

 

Mücahitler ne Nord-Ost’da insanları, ne de Beslan’da çocukları öldürdü. Onlar suç işlemedi. Onları Putin öldürdü. Bu, bugün herkesçe kabul edilmiş bir gerçek.

 

Askeri operasyonlarımızda askeri-politik hedefler prensibine göre, hareket edeceğiz ve şeriata dayanacağız. Şeriatin ‘onlarla sizinle savaştıkları gibi savaşın, ama suç işlemeyin’ prensibinden yola çıkarak, Rusya ‘uluslararası haklar’ diye adlandırılan prensiplere riayet ettiği takdirde biz de bunlara tutunacağız. Bu bizim için faydalı bile. Savaşa katılmayan ve işgali desteklemeyen düşmanın sivil halkı bizim için askeri hedef değil.

 

Çeçen gençliği, önderlerinin davasının anlamını idrak ediyor mu? Liderler gençlik için kimdir (yani Cihada önayak olanlar), ‘terörist’, ‘haydut’ veya ‘milli kahraman’ mı? Çeçenya’da toplum düşüncesini başka türlü gösterenler, Rus ‘aydınlar’ ne kadar aktif hareket ediyorlar?

Bugün savaşın ağır yükünü özellikle gençler omuzlarında taşıyor. Bizim yöneticilerimiz, işgalcilerle mücadelede hayatını kaybeden ve şehit olanlar (İnşallah) onlar için örnek oluyor. Bugün Cihada gidenler kahramanlarımızı anlıyor.

 

Rus işgalciler ve yandaşları (birçoğu ilk önce Rus-Kafkasya savaşlarında, daha sonra komünist Rusya’da hainlerin torunları) gençleri cihaddan, işgalcilere karşı mukavemetten döndürmek ve Çeçen mantalitesine yabancı değer ve düzenler koymak için ısrarla çalışıyor. Bu ‘aydınların’ en önemli hedefi İslam, çünkü din bizim milli özelliğimizin, mantalitemizin ve zengin gelenek ve kültürümüzün temeli.

 

Çeçenlerin özünü değiştirmek, Çeçen halkını cahilliğe döndürmek için düşman dinin özünü, anlamını ve kelimelerin manalarını tahrif ediyor. Her herde çirkef ve sefahat aşılanıyor. Hainlik iyilik olarak ilan ediliyor. Hain ‘savunucu’ olarak adlandırılıyor. Putin’in Kadirov köpeği bağımsız faaliyet adamı olarak sunuluyor. Bu ‘Çeçen halkının kurtarılması’ parolası şeklinde yapılıyor, aynı zamanda Çeçenlerin Ruslaştırılması gerçekleştiriliyor, Çeçen mantalitesi tahrif ediliyor. Aynı politika diğer Kuzey Kafkasya halkları arasında da yürütülüyor. Biz bu düşmanın bu sinsi düşüncelerine ve ajanlarına karşı duruyoruz.

 

Bugün Çeçenler gelecekte kendi devletlerinin olacağına inanıyor mu? Gençler vatanseverlik ruhu içinde yetiştiriliyor mu? ‘Kosova örneği’ olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz, gerçekleştiği takdirde Çeçenya çevresindeki duruma nasıl etki eder?

Bizim kendi devletimiz var. 6 Eylül 1991’de halk devrimi sonucunda oluşturuldu. Bugün devletimiz düşman tarafından işgal edildi, işgalcilere karşı bir savaş yürütüyoruz ve er yada geç düşmanının, sadece kendi topraklarımızdan değil tüm Kafkasya’dan sürüleceğine inanıyoruz.

Gençlere gelince, yukarıda söylendiği üzere, savaşın yükünü bugün omuzlarında taşıyan onlar. Geçlerimiz Cihad içinde yetiştiriliyor ve bu en iyi eğitim.

 

Kosova ile ilgili durumu takip ediyoruz. Herkesin gördüğü gibi büyük uluslararası bir pazarlık devam ediyor. Adalet olduğundan söz edilemez. Büyük devletler zorlaşan durumu kullanarak kendi oyunlarını yürütüyor. Kosova Arnavutlarının kaderini Arnavutların kendilerinden başkası ilgilendirmiyor. Bu meselede çifte standart görülüyor.

 

‘Bölgesel bütünlük’ ve ‘halkların kendi idarelerini belirleme hakkı’ prensipleri arasındaki malum aykırılık büyük devletler tarafından politik menfaatlerine bağlı olarak kullanılıyor. Bugün örneğin, Rusya Güney Osetya ve Abhazya’nın kendi idarelerini belirlemek hakkına sahip olduğunu hatırladı, aynı zamanda Çeçen halkında olduğu gibi Moskova (‘uluslararası toplumun’ izni ile) bu hakkı lağvetti. Şimdi Rusya, eğer Kosova bağımsızlık alırsa Abhazya ve Güney Osetya’yı ‘tanımakla’ tehdit ediyor.

 

ABD ve Avrupa, ülke üzerinde NATO ve batılı ülkelerin kontrolünün muhafaza edilmesi ile Kosova’ya formalite bağımsızlık davası yürütüyor. Bu oyunun nihai hedefinin ne olduğunu zaman gösterecek.

 

Bu pazarlığın gölgesinde kendi kendine bir soru soruluyor- peki Çeçenya devleti ne olacak?

Bu sorunun cevabı ne Rusya’da ne batılı ülkelerde yok. Kesin olan şu ki, onlar buna cevap vermek istemiyor, çünkü verile her cevap hem Batının hem de Rusya’nın yürüttüğü çifte standart politikasını ifşa edecek.  Halkların kendi idaresini belirlemek hakkına dayanarak ayrılan, Kosova’nın hikayesi, öncesindeki Müslüman Endonezya’dan ayrılan Doğu Timor’un  hikayesi, her ikisi de dünyada hakların gücünün değil, güçlünün hakkının yürürlükte olduğunu gösteriyor. Bu, kağıt üzerinde yazılı olmayan ‘uluslararası hukuk’ gerçeği.

 

İçkerya bölgesinde Rus Ortodoks Kilisesi var mı? Etkisi ne kadar?

Rus Ortodoks Kilisesi işgalci birim ve Çeçen devleti ve halkına karşı savaşa katılıyor. Bu kurum aynı zamanda diğer Kafkasya bölgelerinde de işgalci düzeni aşılayarak, Rus askerini savaş mobilize ederek ve Müslümanların toplu katliamını kutsayarak işgalci politikasını yürütüyor.

 

Rus Ortodoks Kilisesi’ni FSB birliği olduğu herkesçe biliniyor, onun kiliselerinin ise FSB ve GRU’nun Kafkasya’daki temsilcilikleri olduğu herkesçe biliniyor. Bunun için Rus Ortodoks Kilisesi’ne tavrımız, bize karşı savaş yürüten işgalci organizasyona karşı münasebetimiz şeklinde. Rus Ortodoks Kilisesinin Hıristiyanlığa münasebeti de, Kremlin’in atadığı müftülerin İslam’a münasebeti gibi.

 

2005 sonbaharında, Çerkessk şehrinde Kafkas Cephesi Meclisi oturumunda Rusya Ortodoks Kilisesi’nin ekstremist organizasyon olarak kabul edilmesi ve onun Kafkasya’daki faaliyetlerine savaş bitene kadar engel olunması ve ekstremist faaliyetlerine son verilmesi konusunda karar alındı.

Ukrayna İsyancı Ordusunun tecrübelerini kullanıyor musunuz? Çünkü savaş şartlarınız benzer ve düşman da ayn.

Biz asırlardır Rusya işgaline karşı duruyoruz. Elbette öncelikli olarak dedelerimizin tecrübelerini kullanıyoruz. Ama nesil yeni görev ve problemlerle karşılaşıyor. Bundan dolayı daha başka halkların ve ülkelerin, aynı zamanda Rusya işgaline karşı durmuş olan Ukrayna halkının tecrübeleri bizim için önemlidir. Gücümüz ve imkanımız dahilinde bu tür bilgileri almaya çalışıyoruz. Mücadelemizde yardımcı oluyorlar.