ABD Taliban’la konuşmaya neden bu kadar meraklı?

Amerika, 11 Eylül saldırılarından sonra Taliban ile görüşmeyi reddetmişti. Peki yıllar sonra ne oldu da müzakere yapmak için Taliban’ın peşinden koşuyor.

Tüm çaresizliklerine rağmen Amerikalılar, Taliban’la konuşmak için üzerlerine düşen herşeyi yapıyorlar. Fakat Afganların kuzu kebap ve pilavlı davetlere rağmen hiç aceleleri yok.

Amerikalı yetkililer tarafından dikkatlice planlanan söylentiler yıllardır medyada dolaşıyor. Bu tarz haberlerden birine göre “Taliban temsilcileri, Suudi Arabistan’da Amerikalı yetkililerle gizli bir görüşme yaptı.” Diğerleri ise görüşmelerin Türkiye’de, Katar’da veya Almanya’da düzenlendiğini iddia etti. Taliban tüm bu haberleri sertçe reddetti. Bir kişi, Taliban’ın sözlerini kabul etmeye daha yatkındır, çünkü geçmişteki Amerikan iddiaları hep boş çıktı.

Bu iddiaların tuhaf tarafı Amerikalıların, bir yandan Pakistanlılara, güya Quetta’da gizlenen Taliban liderlerini bulup teslim etmesi için baskı yaparken; diğer yandan onlarla [Taliban’la] görüşmek istemeleridir. Belki de Amerikalılar, Pakistanlıları alıp müzakere masasında Taliban’a vermeyi düşünüyorlar. Eğer durum buysa, 22 Mayıs tarihli Der Spiegel’in haberine göre, 7 ve 8 Mayıs’ta Almanya’da düzenlenen son tura Almanya’nın Afganistan ve Pakistan özel temsilcisi Michael Steiner’in başkanlık ettiği iddiasının açıklaması nedir? Bu tür haberler, Amerikalı yetkililer tarafından onaylanmadıkça basılamaz. Ayrıca bazı Amerikan gazetelerinin, Taliban temsilcileriyle Katar’da yapılan çeşitli görüşmelerle ilgili iddiaları da var.

Bunların tipik bir örneği, 16 Mayıs’taki Washington Post’ta, manşetin altındaki Karen De-Young’ın bölümündeydi: “ABD, Taliban’la ‘doğrudan’ görüşmeleri hızlandırdı.” Geçen yıl, Taliban temsilcisi rolünde bir keçi çobanının, bir NATO uçağında bedava uçuş yapması ve Amerikalıları milyonlarca dolar dolandırmasıyla fiyaskoyla sonuçlanan görüşmelere gönderme yapıyordu. Amerikalıların olayı anlamasına kadar birkaç gün de geçmişti. İşin doğrusu, Amerikalılar için bir Afgan’ı diğerinden ayırdetmek zordur. Hepsi bol pantolon ve bir tunik [Afgani: Dizlere kadar gelen bol ve uzun ceket. Pakistan ve Afganistan’da erkeklerin kullandığı yerel üst giysisi. Çev.] giyiyor, hepsinin uzun sakalları var…….

Fakat Bayan DeYoung okuyucularına şunu garanti ediyor: “ … Adının gizli kalmasını isteyen üst düzey bir Amerikalı yetkiliye göre, Obama hükümeti, şu andaki görüşmelerdeki kişilerin, Taliban lideri Molla Ömer ile doğrudan bağlantısı olan ve Pakistan merkezli Quetta Şurası’na etki edebilecek kişiler olduğuna daha çok emin. Soru şu: Bu yetkililer nasıl bu kadar emin olabiliyor?

Bayan DeYoung devam ediyor: “Yetkililer, görüşmelerin henüz başlangıç durumunda olduğuna dikkat çekiyor. ‘Keşif’ görüşmelerinde, –ilki, Şubat ayında New Yorker dergisi tarafından bildirildi- anlaşma konusunda iki tarafın da gönüllülüğü ve güçlü duruşu sayesinde önemli ilerlemeler kaydedildi. Doğru, tango yapmak için iki kişi gerekir. Ama ya Taliban tango yapmayı bilmiyorsa? Houstan, bir problemin var!

Amerikalıların problemi daha çok “yapısal” olabilir. ‘Taliban’ çoğul bir kelimedir; tekili, medrese öğrencisi manasına gelen ‘talib’dir. Belki de Amerikalılar Taliban’a çoğul olarak hitap etmeye başlamalı. Belki o zaman grup, Amerikalıları daha ciddiye almaya başlar.

Bayan DeYoung’dan aktarmaya devam edelim: “Bir ABD yetkilisinin dediğine göre, eğer süreç, şiddetin seviyesini önemli ölçüde etkileyebilecek ve Afganistan’daki politik gücün kabul edilebilir bir paylaşımını Taliban’ın kabul etmesini sağlayabilecek noktaya gelirse; Taliban hem Afganlarla, hem de Amerikalılarla müzakere etmeye mecbur olacak.” Bir de şöyle yazmayı dene: “Talibanlar, Afganlar ve Amerikalılarla müzakere etmeye mecbur olacaklar.” Böylesi, bir gelişme olmuş olurdu. Amerikalılara göre, onlar büyük tavizler verdiler; Taliban’ın Afganistan’daki asıl oyuncu olduğunu kabul ettiler. Niçin ABD yetkilileri Taliban’ın, Amerika’nın yanı sıra diğer Afganlarla da görüşmek zorunda olduğunu söylüyor? Hiç kimse, asıl karar verici olarak -Afganistan başkanı- Hamid Karzai’den veya onun ne kadarlık bir gücü kabul etmek istediğinden söz etmiyor. Taliban, ne kadarlık bir gücü paylaşmak isteyip istemediğine karar verecek.

Eğer hatırlanırsa Amerika Ekim 2001’de Afganistan’ı bombalamak, 1000 pound ağırlığındaki bombalarıyla Taliban’ı Kabil’den çıkarmak için bu ülkeye girmişti.

ABD başkanı George Bush, Taliban’ın Usame bin Ladin’i teslim etmesini istediği zaman, Taliban lideri Usame’nin 11 Eylül saldırılarıyla bağlantısına dair kanıt istemiş, buluşmak ve görüşmek istediğini belirtmişti. Bush mükemmel(!) bir şekilde cevapladı: “Sizinle Kabil’de görüşeceğiz.” Ardından bombardıman uçakları, ülkeyi Taş Devri’nden daha eskiye fırlatma işine girişti.

Yaklaşık on yıl sonra ise Amerikalılar görüşmek istiyor ancak bu kez Taliban reddediyor. Onların -daisy cutter bombaları- ve 1000 poundluk [454 kilo] bombaları yok; ama basit silahlarıyla poz veriyor ve bir süpergüce diz çöktürdüklerini ilan ediyorlar. Peki Amerikalıların görüşmek için yalvardıkları bu 10 yıllık sürede ne oldu?

Amerikalıların Taliban’la görüşme hevesi, Afganistan’daki bölgesel gerçekliklerden anlaşılabilir. Uluslararası Güvenlik ve Kalkınma Konseyi (ICOS) tarafından yönetilen Nisan’daki bir çalışmaya göre, Afganistan’ın güneyindeki sıcak bölgelerde yaşayan insanların % 90’ı, yabancı askerlerin operasyonlarının kendileri için kötü olduğuna inanıyor. Halkın yarısından fazlası, yabancı askerler hakkındaki düşüncesinin, bir yıl öncesine göre daha olumsuz olduğunu söyledi. Bu, Başkan Barack Obama’nın, 30.000 kişilik askeri gücün önemli bölgeleri Taliban’dan geri almak için ilerlediğini açıklamasını müteakip oldu. Bu henüz olmadı ve kritik zaman sınırına yaklaşıldı. Temmuz’da Amerikalı komutanlar, gelecekte ne yapılması gerektiğiyle ilgili olarak Obama’ya tavsiyelerini vermek zorundalar. Washington’daki koltuk savaşçıları, Amerikan tarzı demokrasinin Afganlara aşılanıncaya kadar bombalama seferberliğinin devam etmesini istiyorlar; fakat sahadaki ABD askerleri bunun gerçekleşmesini çok zor buluyorlar. Afganistan’da birkaç hafta harcanmasından sonra, New Yorker dergisinden bir muhabir, hiçbir Amerikan askerinden veya komutanından “zafer” kelimesini duymadığını söyledi.

Washington’da aynı derecede zorlayıcı başka meseleler de var. Bir tanesi, savaşın finansal maliyetlerinin Amerikan ekonomisini çökertmesi… Amerikalı ekonomist Joseph Stiglitz ve Linda Bilmas’a göre, Irak ve Afganistan’daki iki savaş ABD’ye 4 trilyon dolara mâl oldu. Amerika’yı ezip geçen, yıkıcı etkilerini hala milyonlarca Amerikalının hissetmekte olduğu Ekim 2008’deki finansal tsunaminin bilinmesinden dolayı; üç yıl öncesine göre, savaşa daha az arzu duyuluyor. Washington’da -10 yıllık savaşın ardından şiddetin en yüksek seviyede olduğu- Afganistan’dan hızlandırılmış bir geri çekilmeye destek gösterilerinin artması hiç de şaşırtıcı değil.

Problem sadece –Taliban’ın geleneksek kalesi olan- güney Afganistan’la sınırlı değil. Örneğin; 18 Mayıs’ta, Afganistan’ın kuzeyindeki Takhar eyaletinin başkenti Taloqan’da 12 kişi öldürüldü ve 80 kişi yaralandı. Bölge sakinleri, bir NATO saldırısında öldürülen dört kişi için protesto düzenlerken, polis 2000 kişinin üzerine ateş açtı. NATO saldırısında ölenlerin ikisi kadındı. 28 Mayıs’ta Takhar’da, polis kılığına girmiş bir canlı bomba eylemcisi, kuzey Afganistan’ın polis müdürü General Davud’u öldürdü ve Alman General Markus Kneip’i ağır yaraladı. Sivil ölümler meselesi aşırı derecede tartışılmaya başlandı ve bu konu Afganistan’daki direnişin başlıca sebebidir. Bazı köşe yazarları, Usame’nin öldürülmesini, Afganistan’dan kurtulmak için değerlendirmesi konusunda ABD’yi teşvik ediyor.

Bu tartışmada hangi tarafın kazanacağını görmek ilginç olacak: Gerçekçiler ya da koltuk savaşçıları?